Köye, galiba Çanakkale’ye sevkettikleri askerî bir kıta geldi. Önlerinde bir de atlı zâbit.. Zâbit, mektebin geniş bahçesinde askerleri tertipledi ve ileri geri hırçınlaşan atının üstünde, onlara gayet dokunaklı bir hitabe verdi. Biz de, bir kenarda, talebeler, köylüler, köyün hemen bütün kadınları, annem, halam ve müdür bey, biraradayız. Zâbitin vatan, millet, namus, ırz, haysiyet kelimeleriyle benekli konuşması dinleyenlere öyle dokundu ki, askerler ağlamaya koyuldular. Mendilleri olmadığı, yahut derinlerde bulunduğu için gözyaşlarını ellerinin tersiyle silmeye başladılar. Gözyaşları meydandakilere de sirayet etti ve herkes, bilhassa müdür bey hıçkırıklardan tıkanır gibi oldu. Zâbitin: – Gidiyoruz, haklarınızı helâl edin! Haykırışını yükselttiği yerde müdür bize döndü: – Çocuklar, biz de geliyoruz! Asıl siz hakkınızı helâl ediniz, deyin! Çığlığını kopardı.
Muhteremler, kalbime pek ağır gelen bir "anecdote" vardır ki bu fakiri ziyadesiyle teessüre gark eder. Halife, at binme talimi gören mahdumunun hayatından, Yıldız Sarayı Muhafazasından mesul ve şehzadeye at binme hocalığı eden zabitden ötürü ikaz edeyor! Mahdumunun katledilmesinden korkan halifeye mahdumu: Muhterem pederim bu zabit, bana müsbet muamele edeyor. Onun nezaretinde at binmem de bir mahzur göremiyorum. O iyi bir kimse. -Evladım, bu zabit namaz kılayor mu? -Hayır. Saray muhafızlarından biri müstesna kimse namaz kılmıyor. -Namaz kılmıyorsa nasıl iyi olabilir?
Sayfa 62·Kitabı okuyor
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Son Zabıt - Berat Gözükızıl
“Hakikat suda yüzüyordu. Suçlu yoktu; suçlular vardı.”
Fikir İzleri Yayınevi·Kitabı okudu
“Hakikat suda yüzüyordu. Suçlu yoktu; suçlular vardı.” Son Zabıt & Berat Gözükızıl