• zamanın hiçbir değeri olmadığı bu hayatta ‘şu an’ ın kıymetini bil, aldığın her nefes için şükret. kendine her zamankinden daha çok güven.zayıf yanlarını sevmeyi öğren çünkü onlar seni sen yapan yanların. zorluklardan korkma, sonu olumsuz sonuçlanacak olsa da zorlukların ve korkularının üstüne gitmeyi öğren. olumsuzluklar seni daha da güçlendirecek çünkü. Sevginin sana ne kadar kutsal bir duygu olduğunu hissettiren ailene,dostlarına ve sevgiline sımsıkı sarıl.Ağlamaktan çekinme, dileğin kadar ağla ama sonunda gülmeyi bil. Çünkü hayat ciddiye alınacak kadar uzun değil!
  • İnsanlar geleceği düşünüyor, gelecek için yaşıyor, bugünü sürekli gelecek yarınlara adıyorlar. Her insan salt öngördüğü, beklediği ve umduğu için yaşıyor. İnsanlar her ana; şu anın bir sonraki anı, her saatin bir sonraki saati, her günün bir sonraki günü ardından getireceğini bildiği için değer verirler sadece ve tüm yaşamlarını buna göre ayarlarlar. Bütün hayatı hayallerden, ideallerden, planlardan, bekleyişlerden meydana gelir; şimdiki zamanın tümü, geleceğinin etrafındaki düşüncelerden ibarettir. Varolan, şimdiki zamanda olan her şey bize zor, zavallı, yetersiz, düşük kalitede görünür ve biz şimdinin sadece bir önsöz, gelecekteki bir romanın uzun ve sıkıcı bir önsözü olduğunu düşünerek kendimizi sadece avuturuz. Bütün insanlar, bilseler de bilmeseler de, bu inanç için yaşarlar. Eğer aniden onlara bir saat sonra hepsinin ölmek zorunda olduğu söylenseydi, yapıyor oldukları ve yaptıkları hiçbir şeyin onlar için bir zevki, bir tadı, bir değeri olmazdı. Şimdiki gerçeklik gelecek aynası olmadan rezil, pis, anlamsız olurdu. Rövanşları, zaferleri, yükselişleri, terfileri ve zamları, istilalari ve unutuluşları ümit ettiren yarın olmasaydı, insanlar daha fazla yaşamaya razı olmazlardı. Yarının uzak kokusu olmasaydı, bugünün kara ekmeğini yemek istemezlerdi.
    Giovanni Papini
    Sayfa 76 - Monokl Yayınları, Çeviri: Sinem Carnabuci
  • Bazen alıp başımı gideyim diyorum. Kol saatimi falan bırakayım masanın üzerinde... Zamanın değeri olmasın işte, cep telefonunun radyasyonundan kurtulayım. Bir sırt çantası alıp gideyim.
  • Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bir bebek doğuran anneye sormak gerekir.

    Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir çilekeşe sormak gerekir.

    Bir saatin değerini anlamak için, kavuşmayı bekleyen sevgililere sormak gerekir.

    Bir saniyenin değerini anlamak için, kazayı önleyemeyen sürücüye sormak gerekir.

    Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için, olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sormak gerekir.
  • Sanki bu dünyada değilmiş gibi kendi aralarında fısıldaşan ulu çınar ağaçlarının gölgesinde oturan, günün bu saati olduğuna göre gönül rahatlığı ile ‘aylak’ diyebileceğim insanlar ne düşünüyorlar acaba?
    Bir insan ne düşünür gün boyu?
    Şu avurtları çökmüş arka arkaya sigara ekleyen yaşlı amcanın yanına otursam, çok değil yarım saat sonra gözlerini gözlerime dikerek gençliğinin en mahrem hikayelerini anlatacağını biliyorum, hem de hayatında ilk defa gördüğü bir yabancıya!
    İnsanlar en çok yabancılara anlatır.
    Bir daha karşılaşmayacaklarına olan inançlarıyla yargılanmayacaklarını bilirler, yabancı bir çay daha içtikten sonra kalkacaktır.
    Kimsenin kimseyi dinlemediği zamanlarda içini dökecek bir yabancı bulmak da kolay değildir üstelik hele herkesin birbirini tanıdığı bir kasabada veya köyde yaşıyorsanız.
    Şu taburelerden birinin üzerine çıksam ‘zaman’ üzerine bir nutuk atsam!
    Deli derler mi bana?
    Şu kendi aralarında fısıldaşan ulu çınar ağaçlarını kimin diktiğini hiç düşündünüz mü diye başlasam söze, hayatınızda hiç ağaç diktiniz mi diye sorsam!
    Ne yaptınız bu yaşınıza kadar?
    Zamanın kıymetini bildiniz mi?

    Kaybedilmeyen hiçbir şeyin değeri bilinmiyor ne yazık ki!
    Ne eşek hoşaftan, ne horoz inciden anlıyor.
    Gençler tabletlerde, cep telefonlarında, yetişkinler televizyon karşısında gözünü kırpmadan kendine ayrılmış sürelerin canına okuyor.
    Kimi sosyal medya fenomenlerine benzesin istiyor, kimi televizyonda en çok sevdiği dizinin kahramanına özeniyor.
    Onun gibi giyiniyor, onun gibi konuşuyor. Günün birinde fısıldayan ulu çınar ağaçlarının altında otururken fark ediyor ki benzemeye çalışmakla tüketmiş hayatı!
    O zaman bir şans daha istiyor insan.
    Tüm hatalarını telafi etmek için bir şans daha…

    Aslında yapılacak onca güzel şey varken, hiçbir şey yapmamak ve hiçbir şey yapmadığının farkında olmamak!
    Anlatılan her şeye inanarak, dedikodu yaparak, çözüm üretmek yerine sürekli eleştirerek, üzerine düşünmeden, ağızdan çıkacak olan cümleleri aklın süzgecinden geçirmeden, empati yapmadan, kitap kapağı açmadan, güzel bir şiir okumadan, geçip giden ömürler…


    Hayat şiir okumak mıdır, kitap kapağı açmak mıdır?
    Değildir elbet, şaşırmaktır, hayret etmektir, düşünmektir, üretmektir, mutlu olmaktır, keyif almaktır.


    Kimsenin kimseyi dinlemediği ‘zamanlarda’ içini dökecek bir yabancı bulmak da kolay değildir üstelik hele herkesin birbirini tanıdığı bir kasabada veya köyde yaşıyorsanız.


    Ali Gülcü
    23.10.2018
    Çorlu