• https://youtu.be/zCBl1ZpCOfs

    Zaralı Halil Söyler-Karadır Kaşların Eğmeli Değil 🌹
  • Kitap, gençliğinde uzun yol şöförü olan babasının yaşlılık ve hastalık dönemi nedeniyle, Denizli ile Ankara arasında mekik dokuyan yazarın dilinden anlatılmış. Babasıyla çocukluktan beri süregelen sınırlı ilişkisi, cefakar ve vefakar annesi, komşuları, akrabaları, bir kaç doğa üstü açıklanamayan olay sade bir dille anlatılmış. Kendinizden ve çevrenizden birçok şey bulabileceğiniz bu kitabı, bir haftasonunda keyifle okuyabilirsiniz. Yağ gibi akıp gidecektir. Bu yolculuklarda adı geçen halk ozanlarını ve türküleri dinlemenizi tavsiye ederim. Özellikle Zaralı Halil'den Ey Hamamcı türküsünü...
  • "Zaralı Halil, 'Fırsat elde iken sarmadık yari/ Beni öldürmeli dövmeli değil' derken vitesi beşe atıp birazcık hızlandım."
  • "İnsan dediğin bir tek yapraktır
    Evveli ahiri kara topraktır
    Bu dünyada benlik satan ahmaktır."

    [ İnsanlık Hâli - Kibir ve Narsizm ]
  • Akşam olur gölge düşer kayıya
    Mahmur gözlüm yer serer ki uyuya
    Ben kurbanım senin gibi mayıya

    Reva mıdır sararıp da solam yar
    Reva mıdır boynu eğri kalam yar
  • Kitabın ismini görür görmez "Aa, türküye kitap yazmışlar." dedim hemen. Çünkü 'Kuşlar Yasına Gider' benim için 'Bu Dağlar Kömürdendir' türküsünün içinden bir cümle.
    ••• Kitapları daha sonra hatırlamak üzere inceleme yazdığımdan bundan sonraki kısımlar ipucu (spoiler - tatkaçıran) içerebilir. Kitapla ilgili daha genel bilgiler okumak isteyenler bu kısımdan sonraki yazıyı okuyabilir.
    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
    Kitap, Denizli ve Ankara arasında geçmekte. Kitabın anlatıcısı aynı zamanda bir yazar ve “içindeki ses uzaklara çekildiği için” aylardır yazamamaktadır. Bir gün yazma istediğinde telefonu çalar. Annesi arayıp babasının (Aziz Amca) Ankara'ya bacağına protez yaptırmak için yola çıktığını söyler (Minibüs şoförü olan Aziz Amca, gençliğinde tır şoförüyken bir kaza neticesinde sol bacağını kaybetmiştir.). Ancak birkaç doktorla görüştükten sonra tedavisini tamamlamadan geri döner. Durumu zamanla daha da kötüleşmiştir. Artık ameliyat olması gerekmektedir. Ancak Aziz Amca yaşlı olduğundan buna yanaşmamaktadır. Kitabın anlatıcısı, Aziz Amca'nın büyük oğlu (Adı hiç geçmediği için bilmiyorum.), bu olaylar sırasında Ankara Denizli arası gidip gelmektedir. Bu yolculuklar esnasında her Denizli'ye gidişinde yolda sürekli onu takip ettiğine inandığı dört nala koşan bir at görmektedir. Bu at onlara göre ecel atıdır. Aziz Amca'nın şikayetlerinin artması sebebiyle tekrar yapılan tetkikler sonucu lenfoma olduğu öğrenilir. Bu hastalıkla ilgili satırları okurken tabir-i caizse tüylerim diken diken oldu. İrkildim. Sanki kitap okumuyorum da olay yaşanıyor ve izliyormuşum gibi bir hisse kapıldım. Derken zamanla Aziz Amca da
    kötüleşti zaten. Başta yürüyemediği için emeklemeye başlar. Daha sonra kendisi rahatça hareket etsin diye tekerlekli sandalye alınır. Zor da olsa kullanmaya ikna edilir. Daha sonra iyice yatağa bağlanır kalkamayacak hâle gelir. Doktorlar yapılacak bir şey kalmadığını, bundan sonrasının hastaya eziyet etmek olacağını söyler. Son dönemlerinde "Su..." diye sayıklamaya başlar. Hasta yatağında gücü yetmediğinden devamını söylemediği 'Su...' diye sayıkladığı, yaklaşık 50 yıl önce ölen ve cenazesinin haber verilmediği oğlu Suat'tan başkası değildir. Kitap, Aziz Amca'nın ağır hastalığıyla, akrabaların ziyaretleriyle ve Aziz Amca'nın ölümüyle son bulur.
    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
    Yazar, kitaptaki Ankara- Denizli yolculuklarında bizi de türkü eşliğinde yolculuklara çıkarıyor. Kitapla ilgili birkaç inceleme okuduğumda çoğu kişinin birçok türküden kitapla haberdar olduğunu öğrenince üzüldüm açıkçası. Çünkü kitabın içindeki türküler, benim de gün içerisinde dinlediğim, bana hiç de yabancı olmayan türkücülerin sesinden kopan eserlerdi. Neşet Ertaş, Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali, Nida Ateş, Enver Demirbağ, Okan Murat Öztürk, Seyit Çevik, Zaralı Halil,Talip Özkan ve daha niceleri... On iki bölümden oluşan bu kitabı okurken Ankara'yla ilgili kısımlarda sanki, üniversite yıllarında olduğu gibi,Ankara sokaklarında geziyor gibi oldum. Toptaş zihnimi oralara götürdü gezdirdi sanki. Ankara - Denizli yolculukları arasında yine bir haritadan yararlandım ki zihnimde daha iyi bir canlandırma yapabileyim. Ne ilginçtir ki, Kitaba adını veren "Bu Dağlar Kömürdendir" türküsü kitapta yer almıyor. Ancak kitap boyunca zihnimde arka fonda bu türkü çaldı durdu, çaldı durdu. Dinlemek isteyenler için sevdiğim birkaç icrasını aşağıya ekliyorum. Keyifle dinlemeler... Keyifle okumalar...
    https://youtu.be/aSPybHhXOjg
    https://youtu.be/lPABVAHJXHs
    https://youtu.be/ZgPUOZWz9p0
  • Babanızı kaybettiyseniz ve ağladığınızın görülmesini istemiyorsanız mutlaka yalnız okuyun.
    Bir de kitapta geçen türküleri bulup geçtiği bölümde dinlerseniz roman sizi çok başka yerlere götürüyor.
    1.Seyit Çevik, Avluda bağlıdır yiğidin atı.
    2. İnce (Zaralı) Halil, İtikadın tam tut.
    3. Fatma Türkan Yamacı, Şu karşıki dağda kar var duman yok / Benim sevdiceğimde din var iman yok
    4. Talip Özkan, Yağar yağmur.
    5. Zaralı Halil, Ey hamamcı bu hamama güzellerden kim gelir.
    6. Zaralı Halil, Fırsat elde iken sarmadık yâri / Beni öldürmeli dövmeli değil (Karadır kaşların)
    7. Bekçi Bakır, Buradan bir atlı geçti / Yarama bastı geçti
    8. Kazancı Bedih, Ben bir Yakup idim kendi halimde.
    9. Seha Okuş, Seher vakti bülbül ağlar ekseri / Bülbülün gözyaşı deler mermeri.
    10 Neşet Ertaş, Cahildim dünyanın rengine kandım.
    11. Hacı Taşan, Aşağıdan gelir gelinin göçü / Gelin mi ettiler canımın içi.
    12. Okan Murat Öztürk, Dereler buz bağladı / Avcılar iz bağladı / Beni bir gelin vurdu / Yaramı kız bağladı.
    13. Enver Demirbağ, Yüksek minarede kandiller yanar.
    14. Nida Ateş, Gece rüyada sohbetin / Gündüz dillerde dillerde.