Zeyd b. Eslem (ra) şöyle rivayet etmektedir: Hz. Ebû Dücâne hasta iken ziyaretine gelinmişti. Yüzü ayın on dördü gibi parlıyordu. Kendisine, “ Neden yüzün böyle parlıyor?” denildi. Ebû Dücâne , “ İki amelinden daha fazla güvendiğim amelim yoktur. Biri, gereksiz şeyler hakkında konuşmuyorum. Diğeri, kalbim müslümanlara karşı tertemizdir” dedi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Muâz b. Cebel (r.a) anlatıyor: Resulullah (sas) yanında oturuyorduk. Bir müddet sonra adamın biri kalkıp gitti. Aramızdan bazıları ,” Ey Allah’ın Resulü ! Bu adam ne kadar da aciz biriymiş, tahammül edemedi” dediler. Hz. Peygamber, “ Arkadaşınızın gıybetini ettiniz ve etini yediniz” buyurdu. Bizler, “ Ey Allah’ın Resulü! Biz sadece onda olan bir şeyi söyledik; bununla gıybet mi etmiş olduk?” dediler. Allah Resulü , “ Zaten onda olmayan bir şeyi söylemiş olsaydınız, yalan söylemiş ve iftira atmış olurdunuz “ buyurdu.
İlim, malûmata tabidir. Bu kaziyeye göre malûm, ilme tabi değildir çünkü devir lâzım gelir. Öyle ise bir insan, amelen yaptığı bir fiilin esbabını kadere havale etmekle, taallül ve bahaneler gösteremez.
Abdurrahman b. Sâ’d (ra) anlatıyor: İbn Ömer’in (ra) yanındaydım; birden bire ayağı kasıldı ve âdeta felçli biri gibi hareket edemez hale geldi. “ Ey Ebu Abdurrahman ( İbn Ömer)! Ayağına ne oldu ?” dedim. “ Şuradan şuraya kadar…damarlar birbirinin üzerine geldi” dedi. “En çok sevdiğinin kişinin adını an ki iyileşesin” dedim. Bunun üzerine, “ Ya Muhammed “ dedi ve ayağı çözüldü.