Knut Hamsun - Açlık okurken açlıktan kıvranmamız gibi, Zaman Çarkı’nı okurken duyguların içinde kayboluyorsunuz. Saidin ve saidar yönlendirirken -özellikle saidin- yapılan tanımlar edebi olarak oldukça yüksek seviyede. Robert Jordan’ın betimlemeleri, bir resimdeki nesneleri açıklamaktan ziyade, o resmin üzerimizde bıraktığı etkiyi anlatmak gibi.
Robert Jordan okuyucunun sinirini bozmaktan çekinmeyen, olay akışlarını ve detayları kurallara bağlı olmadan istediği gibi eğip büken, cüretkar biri. Diğer yandan bazı olaylar fazla ataerkil.
Rand - Min - Elayne - Aviendha ilişkisi, 3 kadına birden aşık olduğunu iddia eden Rand ve bunu normal bir durum gibi kabul eden diğer kadın karakterler fikri pek akıl alır değil. Buradaki durum aşktan çok şehveti barındırıyor ve 3 kadın da Rand’ın elde etmeye çalıştığı güçleri temsil ediyor gibi. Ama nedense yazar bu kurguyu aşk olarak lanse ediyor, bu 3’lü çarpık ilişkiyi normal gibi gösteriyor. Bu “meşrulaştırma” çabasını diğer karakterlerden de anlıyoruz, bu kurguya karşı çıkan veya 3 kadınla aynı anda -tabiri caizse- evlenen Rand’ı eleştiren başka bir karakter yok. Bu kurguyu anlayamadım.
Her şeye rağmen Robert Jordan gerçek bir dahi. Okumaktan ve tüm seriye harcadığım zamandan oldukça memnun bir şekilde bitirdim kitabı. (Seri bittikten sonra boşluğa düşüyorsunuz.)
Brandon Sanderson, çok fazla riske girmeden, okuyucuları ürkütmeden yapılabilecek en iyi şekilde bitirmiş kitabı. Ayrıca drama konusunda bana Robert Jordan’dan daha iyi geldiğini söyleyebilirim. Sanderson biraz George R R Martin gibi, arabesk olmadan gözlerimizi yaşartmayı iyi beceriyor. Özellikle Egwene’ nin hikayesi (Deanerys ile çok benzetiyorum) beni derinden etkiledi. Beklenmedik ve çok hüzünlüydü. Burada yeni yazarımızın etkisi olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan