• Bathlı Kadının Öyküsü,nde yüzyıllar sonra Sigmund Freud’un üne kavuşturduğu bir soruya yanıt aranıyordu: “Kadın ne istiyor?”
    Öyküde, bu soruya yanıt bulması istenen zavallı şövalye, yaşlı bir kadın kendisine bu konuda yardım edinceye kadar çaresiz kalıyor. Ancak bu kadının yardımıyla o, kendisine hükmeden eşine sorunun
    yanıtını verebiliyor: Bana ve tüm topraklarıma hükmeden sen! Kadınların
    istediği tek şey egemenlik; eşlerine ve sevgililerine hükmetmek, onların sahibi olmaktır. Alison için aslında yanıt bellidir, bunu kocasının söylemesine gerek yoktur, o sadece yanıtı kocasının ağzından duymak istemiştir. Egemenlik, onun için özgür olma, doğanın kendisine
    verdiği kadınlık içinde kalabilmedir.
  • Genç kadınlardan kaçın! Bunu söylerken en ufak bir çıkar duygusuyla hareket ettiğimi sanmayın. Elli yaşındaki kadın sizin için her şeyi yapar, yirmi yaşındaki ise hiçbir şey; biri sizden bütün hayatınızı isteyecektir, öteki ise arada vereceğiniz birkaç dakika ile, göstereceğiniz bir iki incelik ile yetinecektir. Ciddiye almayın genç kadınları, hep şakalaşm onlarla, ciddi bir yönleri yoktur onların. Genç kadınlar, bencildirler dostum, basittirler; gerçek bir dostluk bulamazsınız onlarda; kendilerinden başka kimseyi düşündükleri yoktur, en ufak bir başarıları uğruna sizi harcayabilmeleri işten bile değildir. Sonra, hepsi de sizden bağlılık isteyecektir, oysa sizin durumunuz asıl size bağlı olunmasını gerektirmektedir, bu iki ucun uzlaşabilmesine imkân var mı acaba? İçlerinden hiçbiri sizin çıkarlarınızın neyi gerektirdiğini takdir edemeyecek, hepsi de sizden çok kendilerini ön plânda düşünecektir; bağlılıklarıyla size yararlı olmak şöyle dursun, üstelik bir de hırslarının isterileriyle yaralayacaklardır, baltalayacaklardır sizi; zamanınızı kaygısızca sömürecek, paranızı pulunuzu eritecek, toplum içindeki yükselme imkânlarınızı kibarca mahvedeceklerdir. Dert de anlatamazsınız onlara, en budalaları bile elindeki eldivenin dünyaya bedel olduğunu, hiçbir şeyin kendisine hizmet etmekten daha değerli olamayacağını söyleyecektir. Hepsi de sizi mutlu kıldıklarını iddia edecek, toplumda elde etmek istediğiniz verimleri size unutturacaklardır. Onların mutlulukları çeşitli durumlara göre değişen bir niteliktedir, oysa sizin ulaşacağınız yükselişler kesin ve gerçek olmalıdır. Ah! Bilmezsiniz onlar geçici hevesleri doyurmak, geçici bir arzuyu, yeryüzünde başlayıp öbür dünyada bitmesi gereken bir aşk haline getirmek için ne hain bir hünerle, ne kurnaz bir sanatla çalışırlar! Sizi terk edecekleri gün, baştan seviyorum sözüyle aşklarını nasıl mazur göstermişlerse, şimdi artık sevmiyorum sözüyle de terk edişlerini haklı gösterdiklerini söyleyecekler, aşk denen şeyin iradeye bağlı olmadığını ekleyeceklerdir sonra da. Saçma bir düşünce bu, azizim! İnanın bana gerçek aşk ölümsüzdür, sonsuzdur; başta neyse sonra da odur; saçlarına ak düşer ama gönlü genç kalır. Hepsi de komedi oynayan genç kadınların hiçbirinde yoktur bu özellikler. Sözgelimi, içlerinden biri başına gelen felâketlerle sizin ilginizi çekmeye çalışacak ve sanki kadınların en yumuşağı, en insaflısı gibi gösterecektir kendini; ama vazgeçilmez bir varlık olduktan sonra, bu kez, size hâkim olmaya, her isteğini yaptırmaya başlayacaktır: siz bir diplomat olmak, oradan oraya gidip gelmek, insanları ve ülkeleri incelemek mi istediniz? Hayır, Paris’ te ya da onun çiftliğinde kalmak zorundasınızdır; boynunuza bir halka geçirerek sizi istediği yöne sürüklemek isteyecektir; siz ne kadar bağlılık gösterirseniz, o, o kadar nankörlük edecektir. Başka biri, boyun eğişiyle dikkatinizi çekmeye çalışacak, kulunuz köleniz olacak, dünyanın bir ucuna da gitseniz romanlardaki gibi ardınızdan gelecek, sizi elinden kaçırmamak için kendini tehlikelere atacak, boynunuza bağlanmış bir taş halini alacaktır. Siz bir gün boğulacaksınız, ama o suyun yüzünde kalacaktır. Kurnazlık tezgâhında en az bezi olan kadınların bile tuzakları vardır; bunların en budalası bile erkekte uyandırdığı kuşku dolayısıyla galip gelebilir. En tehlikesizi, sebebini bilmeden sizi sevecek, sonra bir gün sebepsiz yere terk edip gidecek, en sonra da sırf şan olsun diye size yeniden gelecek bir yosmacık olurdu. Ama bütün bu kadınların, bugün, olmazsa yarın, size mutlaka büyük zararları olacaktır. Sosyetenin kapısını aşındıran, oradaki zevklerle ve boş duygularla yaşayan her kadın yarı bozulmuş bir kadındır, sizi de bozacaktır.
    Ruhunda hüküm süreceğiniz temiz ve ciddi yaratıcı o salonlarda bulmanıza imkân yoktur. Evet, sizi sevecek kadın kalabalığın dışında, yapayalnız yaşayan biri olacaktır; onun en büyük mutluluğu sizin bakışlarınız olacaktır, sizin sözlerinizle yaşayacaktır. Bu kadın sizin için her şey olsun, çünkü zaten siz de onun için öyle olacaksınız. Çok sevin onu, hiç keder tattırmayın, karşısına rakipler çıkarmayın, kıskançlığını körüklemeyin. Birinin bizi seviyor, anlıyor olması, aziz çocuk, dünyadaki en büyük mutluluktur; sizin bu mutluluğu tatmanızı dilerim, ama ruhunuzun çiçeğini örselemeyin, sevginizi akıtacağınız kalbe iyice güveniniz olsun. Bu kadın hiçbir zaman kendisinden ibaret olmayacaktır, hiçbir zaman kendini düşünmeyecek, aklı fikri hep sizde olacaktır; sizin hiçbir şeyinizde gözü olmayacak, kendi çıkarlarını sizin karşınızda hiç gözetmeyecek, sizin fark etmediğiniz bir yerde kendini ateşe atma pahasına da olsa, sizi bekleyen bir tehlikeyi sezecektir. Acı bile çekse, hiç şikâyet etmeden, sızlanmadan çekecek, yapmacıklar yapmayacak, ama sizin kendisinde sevdiğiniz şeyler için saygıya benzer bir duygu besleyecektir. Böyle bir aşka daha büyük bir aşkla karşılık gösterir. Şu zavallı dostunuzun hep yoksun kalacağı şeye, uygun ve karşılıklı bir aşka rastlamak talihine ererseniz şunu düşünün: bu aşk ne kadar mükemmel olursa olsun uzakta, bir vadide sizin için bir anne kalbi çarpmaktadır ve onun kalbi sizin doldurduğunuz duygularla öylesine oyulmuştur ki derinliğini hiçbir zaman bulamazsınız. Evet, enginliğini hiçbir zaman kav ray a maya cağ ız bir sevgi var içimde size karşı! Bu sevginin olduğu gibi belirmesi için sizin şu parlak zekânızı kaybetmeniz gerekir; o zaman da bu bendeki bağlılığın nereye kadar gidebileceğini anlayamazsınız. Üç aşağı beş yukarı hepsi de yapmacıklı, alaycı, kendini beğenmiş, hoppa, müsrif olan genç kadınlardan sakınmanızı, nüfuz sahibi kadınlara, teyzem gibi akıllı uslu, size yararı dokunacak, sizi alçakça yapılmış suçlamalara karşı koruyacak, sizin söyleyemeyeceğiniz sözleri, sizin adınıza söyleyebilecek yaşlı ve azametli dullarla ahbaplık etmenizi başka ne gibi bir sebeple söylemiş olabilirim ki? Kısacası, yüreğinizdeki bütün sevgiyi o ilerdeki temiz meleğe saklamanızı öğütlerken bir ruh cömertliği göstermiş olmuyor muyum? Asilin yükü ağırdır demiştim, bu söz ilk uyarmalarımın büyük bir kısmını ifade ediyorsa .kadınlarla ilişkileriniz hakkındaki fikirlerimi de şu şövalye sözüyle özetlemek mümkündür:
    Hepsine hizmet et, ama yalnız birini sev.
    Geniş bir bilgi hazineniz var; acının muhafaza ettiği kalbinizde tek leke yok; her şey güzel sizde, her şey iyi; isteyin öyleyse! işte şimdi bütün istikbaliniz büyük adamlara özgü olan bu iki kelime içinde. Henriette’inizi dinleyecek, sizin hakkınızda ve sosyete ile ilişkileriniz üstüne düşüncelerini söylemeye devam etmesine izin vereceksiniz, değil mi çocuğum? Çocuklarım için olduğu gibi, sizin için de ileriyi gören bir göz var benim ruhumda; izin verin de bu yeteneği, hayatımın sükûn içinde geçmesiyle kazandığım, ve zayıflayacağı yerde, yalnız ve sessizlik içinde büyüyen o esrarlı vergiyi sizin için de kullanayım.
    Buna karşılık bana büyük bir mutluluk vermenizi istiyorum: başarılarınızdan bir teki bile alnınızda üzüntü kırışığı uyandırmadan, insanlar arasında yükselmenizi görmeliyim; kısa süre içinde, adınıza lâyık bir yer yaparsanız ve yükselişinize; bunu istiyor olmaktan fazla bir yardımda bulunduğumu düşünebileyim istiyorum. Bu gizli işbirliği, kendime tattırabileceğim biricik zevktir.
    Bekleyeceğim. Size Allahaısmarladık demiyorum. Ayrılmış bulunuyoruz, elimi artık dudaklarınızın altında bulamayacaksınız, ama yüreğimde nasıl bir yer tuttuğunuzu biliyorsunuzdur herhalde.
    HENRİETTE’
  • HÜZÜNLÜ BİR AKŞAM BORUSUNUN EZGİSİ İÇİN SÖZ

    Av bitti, titreyen borular
    Akşamı kovalıyor köpeklerle
    İkimiz içinse yarına kadar
    Topal Hephaistos'la nar ateşte
    Dövülecek üzünç namluları var.

    Kemikten yapışık kardeşler gibi
    Vurgun yemiş tinimle kutsal tenim
    Ah biri kanatsız ateşböceği
    Siz boğumlu deyin, ben eklemli diyeyim
    Toprak yutan arısıdır öteki.

    İki dilli yazı bulundu taşımızda
    Tapısını bire indiren Amenofis
    Gizli gizli ağlar Güneş tanrıya
    Hangimiz mutsuz kral Hattusilis
    Hangimiz ermiş mutluluğa.

    Masallar dinlerdi sevdalı Cemşit,
    Sindbad, balık gözlü Şirin, Şehrazat
    Ey sevi, Afrodit benzeri dikit,
    Kaç çeşit demir deldi Ferhat,
    Hematitta, limonit, pirit,

    Ufuk ışıkları yedi bitirdi.
    Horus'un kasrında ne aradığın?
    Bak, avutmaya geldik kendimizi
    Ah tanrıları ölmüş Amoritler kırgın
    Tahta idoller karşıladı bizi.

    Kargışlı Şahinin başıdır deniz
    Düştü mü kanlarla her akşam
    Ormanlar içinde ikimiz,
    Çıldırtan bir dumandır yaşam
    Şeytanın kandilleri ve biz.

    Kimi gün karıştırırım birbirimizi
    Dirhemler gibi kurnaz tüccarın elinde,
    Olur acıdan yoksarım kendimi,
    Eski bir şatoda demir şövalye,
    Ölmüş çoktan, boş kalmış içi.

    Hem İskender'in talihli atıyım
    Yengiler yaşadım Küçük Asya'da,
    Hem de Kıbrıs'ta satıldığım
    Kıvırcık saçlı, mağrur Romalı'ya
    Gün yüzü görmeden kömür çıkardım.

    Olmuştu bahtımın Sultanı,
    Zambaklar kraliçesi nice bir straliçe,
    Kalbim ki menhirlerdir, suskun aşkı
    Ansıtmak için dikilmiş yazıdan önce,
    Unutansa ben gene, ben zavallı.

    Ben Mesih'tim, hem Barabbas'tım,
    Kim çarmıha gerildi o gün
    Bağışlanan kimdi, karıştırmışım,
    Bugünse bağışlayan göğsün
    Kollarını açınca ben çarmıhım.

    Birdim iki oldum, iki iken bir
    Ne yalnızken birim, ne de seninle iki,
    Sevi de yalnızlık gibidir
    Var yok eder durur kişiyi
    Akşamları boru sesiyle gelir.

    Melih Cevdet Anday
  • Dikkat olay örgüsü ile ilgili özet bilgi içerir.
    Dipnot:Bendeki kitap Antik Kitap Yayınevinin baskısı, çevirisinin pek düzgün olmadığını düşünüyorum.

    Şövalye romanlarına merak salan senyör Keseda bir gün şöyle düşünür: " Soylu bir geçmişim, korkusuz bir yüreğim, adaleti temsil etmeye yeterli bir aklım var! Neden bu yiğit şövalye ben olmayayım? Zalimlere haddini bildirmekten, zayıfların imdadına koşmaktan beni alıkoyan nedir?" Kendine soylu bir isim takar 'Don Kişot'.
    Gençliğinde sevdiği köylü kıza da yakışacak 'Dulsinea' ismini bulduktan sonra zavallı atı Rosinenta ile yola çıkar. Hanları şato gibi görür, başına bir talihsizlik gelse kötü ruhlara yorar. Resmen hayatı kitaplarda okuduğundan ibaret olan fantazilerinden sayar.
    Bakar ki tek başına yollar ona zorluk çıkarmakta, kendine uygun bi seyis bulmalıdır. Temiz ve saf ancak tembel ve korkak karakterli Sanço Panzo bu iş için biçilmiş kaftan gibi görünür.
    Don Kişot'un karşısına ne zaman şövalye kitaplarında yazmayan olaylar çıksa, kahramanımız zorlanır, zira gelmiş geçmiş bütün şövalye kitaplarını okumuştur.

    Don Kişot bütün zalimlere düşman, adaletli ve dürüsttür. Kendini şövalye saymaktadır. Deliliğin ve dahiliğin arasında bi yerlerde yaşar hayatı. Don Kişot ve seyisiyle karşılaşan her insan bu ikilinin kafadan çatlak olduğunu anlar ve suyuna gider ya da onlarla alay ederek eğlenir. Hatta öyle anlar gelir ki alay eden insanlar ''Meğer bunlar deli değil, veli imiş.'' derler.
  • Genç olduğu için bir takım arzular duyuyor, etrafında muvaffak olanları görüyordu. Fakat kendisinde, kendi tâbiri ile söyleyeyim, "kadınları cezbedecek hiçbir şövalye tarafı bulunmadığı için" hiçbir kadın onunla arkadaş olmak istemiyordu. Zavallı Sabahattin! Bundan o kadar üzgündü ki kadınlarla ebediyen anlaşamayacağına dair bir manzume bile yazıp Türk Ocağında okumuştu. Bu manzume "dudaklarım bir kadın dudağına değmedi" diye bitiyordu. Kadınlara karşı kendisini küçük görmekten olacak, yaşça kendisinden aşağı olanlara bile abla diye hitap eder, onlara hep ruhunun sonsuz, engin ızdırabını anlatırdı.
  • Kaldırmıyordu kimsenin önünde
    Yüzündeki çelik kafesi.
    Dostoyevski
    Sayfa 315 - İletişim Yayınları
  • İnsan, ömrünü hoyratça harcıyor. Şu an bir şeyleri değiştirmek için belki de son andır, bilmiyor. Sinan Biçici, "Zaman, bir kayayı toprağa dönüştürüyorsa kim bilir insana neler yapabilirdi?" diye soruyor. Bu sabah bir düşünün sevgili okur: Kayayı toprak yapan, bize neler yapar? Var olun.

    Sinan Biçici - Leydi
    Chiviyazıları Yayınları, s.254-255

    Kentin dört bir yanında onları arıyorlardı. Sophie ve Herbert ise her şeyden habersiz Larissa ile cellatlarına doğru dört nala at sürüyorlardı. Biricik aşkına kavuşmak için her şeyden vazgeçen Sophie ile iki iyi dostu onları bekleyen ölüme doğru sürüyorlardı atlarını… Gelinlik içinde genç bir kadın, yanında müstakbel damadı ve nedimesiyle şüphe çekmeyeceklerdi.
    Lordun görevlendirdiği şövalyeler, şimdi can almak için kılıç kuşanan bu dört şövalye Herbert’le birlikte bir gelin ve nedimenin peşine düşmüşlerdi.
    Herbert, her doğan yeni gün, hangi rüzgarın getireceğine bile dönüp bakmayacak kadar birlikte vakit geçirmişti ölümle. Biricik aşkı Franz’ın yaşadığını duyduktan sonra hiçbir şeyi önemsemeyen Sophie’nin başka bir şeyi duyacak hali yoktu. Zavallı Larissa ise, çocukluk arkadaşını gelinlikle izlerken, hayatında ilk defa ona kadınlığını hissettiren aşk duygusunu tattıran Herbert’e masum, kaçamak gözlerle bakıp kendi düğününü hayal ediyordu.
    “Soylu efendimiz adına, açın kapıyı” diye bağırıyordu kapının ardından gelen ses. Zaman o anda durdu. Sophie’nin gözlerinin yeşiline benzeyen ormanlarda kuşlar uçmaz oldu. Gözlerine benzeyen okyanus maviliğindeki balıklar yüzmeyi unuttular. Tenine benzeyen buğday tarlalarına bir daha güneş doğmadı.
    Önümüzdeki bahar evlenip, etraf bembeyaz örtüye döndüğünde ilk bebeğine hamile kalacaktı Larissa. Ilk kılıç darbesiyle yüzündeki gülümseme sonsuza kadar asılı kaldı o güzel masum yüzünde.
    Herbert, ölümle karşılaştığında eski bir dostunu görmüş gibi selamladı ve kılıcını çekti. Sadık hizmetkarı ve delikanlılık çağından beri sırdaşı olduğu Lord Franz’ın biricik aşkı Sophie’yi korumak için son kez, düşmana ya da isyancılara değil, birlikte bağlılık yemini ettiği şövalyelere çekmişti kılıcını…
    Sophie, hayal ettiği gibi beyaz gelinliğini giyinmiş, söz verdiği gibi büyük kiliseye gelmişti. Ama biricik aşkı Lord Franz’ın randevusuna gelmesini bekleyemedi.
    Zaman, zamansız gelen bir aşk için bir kez daha durdu. Tekrar kanat çırpmak için 500 yıl bekleyecek Sophie’nin kalbi gibi durdu…