Yüzyıllar fethilerin kapısıdır. Biz mazide büyük fetihler yapmış bir milletiz. Biliyoruz ki fethin bir çok şekilleri vardır. Kılıçla ve şiddetle fetih yapılır. Siyaset ve maharetle fetih yapılır. Kalemle ve hitabetle fetihler yapılır. İmanla telkin de fetihler yapıcıdır. Kalp yoluyla yapılmış sonsuz fetihler vardır. Aşkın dünyamızda nice fetihler yaptığına şahidiz.
Bu şehrin laleettayin bir kalabalığın, bir topluluğun, bir sömürge halkının şehri değil de bir milletin şehri, belki de bir milletin beyni olduğunu ispat eden, cihana ilan eden yüzlerce minare değil midir? Her köşesinde bir devlet harikası, bir millet zaferi yükselen bu toprak, bu vatan Fatihlerin bize emanetidir. Ve bu toprakların üstünde yaşayan insan, eşref-i mahlukattır.
Dostlarım, dost ile düşman birbirine karıştı diye yeise kapılmayalım. Bir büyük dost var ki ondan vaat aldık. Yeisi, zulümü, kahrı yok edeceğiz. Muzaffer olacağız, ancak unutmayalım ki zafer ümit ile imandan ayrılmaz. Ümit ile iman dünyamızı aşk ile dolduracaktır. Aşkın korkusu olmaz. Korku ile uykuyu kuyruğuna basınca saldırmak illetine müptela olanlara terk edelim. Güneşi bir an bile sönmeyen sonsuzluğun yolcularıyız. Hayata söz verdik, ölüme söz verdik, ebediliğe söz verdik. Zaman ve vücut vehimlerini bırakıp korkusuz ve hürriyetini bizzat kendi tasdik etmiş bir ebedi yaşayışın icaplarını yerine getiremeyecek kadar küçülmeyelim.
Birinci Ortada bir yeniçeri gibi maaşını alan padişahın, devlet reisi olarak önüne düşüp harbe götürdüğü ordu, devlet ve siyaset işlerine asla karışmazdı. Kanuni kırılan üzengisinin bir askere yaptırıldığını duyunca “orduya esnaf karışmış” diyerek bu hareketi yapanları cezalandırdı. Onlar ilmi siyasete alet yapmadılar.