Birinci Dünya Savaşı başladığında ise Rusya’nın nüfusu 175 milyona yaklaşmıştı ve Ruslar bu savaşta 12 milyon kişilik bir ordu çıkarmışlardı. Osmanlı imparatorluğu’nun nüfusu ise 22 milyon ve tarihinin en büyük ordusunu çıkarmasına rağmen Türk ordusunun sayısı 2.000.850.000 idi. İmparatorluğun son iki asrında Osmanlı nüfusu hemen hemen aynı kalırken Rusya’nın nüfusu on misli artmıştı ve ordu büyüklükleri karşılaştırıldığında Rus ordusu Türk ordusunun beş misline yakın bir büyüklüğe ulaşmıştı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Göz açıp kapayacak kadar kısa bir zamanda o kadar büyük vakalar meydana gelirken, Rumeli elden giderken, yüzbinlerce Türk kırılır, Türk kanı dökülürken, Türkün namusu tahkir edilirken, Türklerin yürekleri titreyerek, “Biz bunların hepsini böyle kaybedecek miyiz” demeleri beklenirdi. Maatessüf millet bunları söylemiyor, bu acıları hissetmiyor, damarlarındaki kan uyuşmuş. Üzerlerine çöken ataleti silkip atamıyor. Lakin bu hususta onları suçlamak da doğru değil. Çünkü bu haller asırlardan beri devam eden bir takım siyasi, içtimai ve tarihi fikirlerin ve görüşlerin neticesidir.
Bir sabah Adalar’da uyanacağım, kalkıp esnerken coğrafyanın iklime münasip tüm rüzgarları yüzüme esecek, masanın üstünde Sait Faik’in bir öyküsü olacak, muhtemel kaldığım pansiyon ya da otelin kiralama vakti dolmuş da olacak, görevli kapıyı çalacak, odaya girecek ve beni bulamayacak, ödemenin yarısını peşin almış olmanın huzuru ve kalanını alamamış olmanın tedirginliği arasında masadaki kitaba bakacak. Gereksiz bir dürtüyle kaçıncı sayfada olduğumu merak edecek, az okumuşsam fazla uzaklarda olamayacağım düşünülecek, çok okumuşsam bir hayalperest olduğum ortaya çıkacak. Saklambaçların kaybedeni, çanak çömleklerin patlamadığı yegane çocuk ben. Bu sefer izimi kaybettireceğim. Kitabın içinden ona kocaman gülümseyeceğim.