• “Haçin” Adana’nın Saimbeyli ilçesinin Osmanlı dönemindeki adıdır ve bu günkü “Saimbeyli” adını Kuvayi Milliye tarafından kurtarılması sırasında şehit düşen Kozanlı Saim Bey’den almıştır.
    Kitap, Haçin’in Ermeni kaymakamı Çallıyan’ın günlükleri ve o günleri yaşayan Türklerin anılarından oluşmakta ve belgesel niteliğindedir.
    Hep okumak istediğim halde bir türlü okuyamadığım kitaplardan biridir Zebercet Coşkun’un“Haçin”i”
    Belki de bu kitabı çok okumak isteğimin altında yatan sebeplerinden birisi de atalarımın anlattığı Ermeniler ile ilgili o güzel anıların izini sürmektir.
    Kozan’da, Ermenilerle iç içe yaşamış, onların uğradığı haksızlıkların tümüne defalarca maruz kalmış Türkmen boylarından birine mensup olmam da benim için bu kitabı önemli kılan faktörler arasındaydı elbette.
    Bu olayları birebir yaşamış atalarımın anlattıkları ile tarihi gerçekler kitabın abartısız ve politik kaygılardan uzak, belgesel nitelikte olduğunu göstermektedir.
    Kozan Gökgöz köyünden ve 1900 doğumlu yakın akrabamız Ahraz Mustafa “Yavrım, Gaçgaç’ta (Kaçkaç) aylarca Haçın’da öldürülen Ermenilerden dolayı Göğdere kıpkırmızı aktıydı. Irmaktan cenazeler geçer, kokudan ırmağa yaklaşılmazdı.
    Kenara vuran ölüleri, kokusundan yaklaşıp ırmağa iteleyemezdik.
    O günler getsin de bir daha geri gelmesin” derdi ki, roman ırmağın neden kan aktığını, neden koktuğunu açıklar niteliktedir.
    Zebercet Coşkun kitabında “Çerkezlerin Ermenilere de Türklere de destek vermemek kaydıyla bu savaşta tarafsız kaldıkları” bilgisini vererek, bu güne kadar bilinmeyen veya göz ardı edilen çok önemli bir konunun da ipuçlarını da veriyor okuyucusuna.
    Zira Osmanlı 1865’te başata Avşarlar olmak üzere Kozan’da Türkmen oymaklarının üzerine İslahiye Fırkasını göndermiş ve aynı 1915’te Ermenilere yaptığı gibi, Türkmenleri sürgüne göndermiş, onları aç, açık, evsiz, yurtsuz bırakarak ölüme sürüklemişti.
    Anlaşılan o ki, bu defa Çerkezler; siyasetçinin kendi kirli işlerini daha rahat yürütebilmek için, halkı birbirine düşürme, birbirine kırdırma oyununa gelmek istemiyordu.
    Franz Werfel’in “Musa Dağda Kırk Gün” romanı ile Zebercet Coşkun’un “Haçin” ya da diğer adı ile “Tarihe Düşülen Not: Haçin ve Çallıyan Efendi” romanı bize gösteriyor ki, hukuk ve adalet sistemi çöken devletlerin, mutlak kendisi de çöküyor.
    …Ve bu öyle bir çöküş ki, bin yıldır bir birini “Ermeni, Rum, Kürt, Çerkez” diye göremeyen halk kendisi hayatta kalmak için, çetelerden koruma maksadıyla çocuğunu evinde sakladığı komşusunu boğazlamak zorunda kalabiliyor.


    Haçin’de kan pazarı,
    Var mı kitapta yazarı?

    Uyu Osman oğlum uyu,
    Haçin oldu kanlı kuyu,
    Hücum ettik alamadık,
    Soyka kalsın Sultan suyu.

    Mürsel Efendi’nin kızı,
    Hak’tan kara yüzü,
    Ara kurşunu mu değdi?
    Anan kadanı alsın kuzu.

    Osmanı’mı göğe attılar
    Süngüyü altına tuttular.
    Öldüğüne gam çekmiyom,
    Ak tenimize baktılar..

    Çamsanoğlu koca gavur,
    Bebekleri kaynatıyor,
    Gün görmemiş hanımları,
    Süngü ile oynatıyor.

    On kat esvap, püsküllü fes,
    Bunu bana yu, diyorlar,
    Ocak başlarından ırak
    Bebek pişmiş, ye diyorlar…

    Osman oğlum kucağımda,
    Çuha şalvar bacağında,
    Böyle yiğit töremedi
    Kamberli’nin bucağında…

    Bir pınar gördüm tereli,
    Oturanlar hep yareli
    Dünden kardeşim öleli,
    Varamıyom evimize…

    Toplanın gelin obalar
    Bir taş koyun yapımıza.
    Dolan da gel babam oğlu,
    Ağ çardaklı kapımıza.

    Evimizin önü kuyu,
    Boz bulanık akar suyu
    Çabalama Selbi’m/sabim uyu
    Uyu mor beliklim uyu.

    Yaşa Tufan Bey’im yaşa
    Kılıcın geçsin taşa,
    Enfiyeci Hüseyn Paşa,
    Kılıcını sarmış tasa.

    Urum yolunun ağzında,
    Kötünlü Duran mı duran?
    Allah uzun ömür versin,
    Şöhretli gavur kıran…

    Eller ne der ise desin,
    Kurban olurum Duran’a
    Mahşerde seni dilerim
    Çürüme ha, ben varana…

    Oy Duran’ım, oy Duran’ım,
    Ayrılık zor, toy Duranı’ım,
    Dolan da gel kadan alım,
    De ki, ölmedim yalanım.

    Kanı yelek, kanı kuşak,
    Buna can mı dayanır, uşak?
    Ben öpmeye kıyamadım,
    Nasıl değdin gavur fişek?

    Emmim oğlu şurda otur,
    Batsın saydığınız hatır,
    Hasan gadanı alayım,
    Beni de Haçin’e götür.
  • Türkün Amerikalının, Fransızın ya da bir Ermeninin hiçbir yanları birbirinden başka değil ki…
    İnsanlar hep birdir… İnsan diye yaratmış onları Tanrı… Bir soydan…
    -Naime: Neden herkesin milleti başka oluyor öyleyse?
    - Miss Cold: Biz uyduruyoruz onları…
    Uydurmuşuz işte…”
    Zebercet Coşkun
    Sayfa 303 - Milliyet Yay-
  • “Ermeniler adım adım çekiliyorlar… Dağlar dopdolu… Meşaleler ışıl ışıl sarmış tepeleri…
    Gelenlerin ardı arkası yok.
    İnsan değil bunlar, ateş iniyor tepeden.”
    Zebercet Coşkun
    Sayfa 374 - Milliyet Yay-
  • "Kürt Hüso…
    Karısı, çoluk çocuğu Haçin’de kalmış.
    Gece gündüz onları sayıklar: ‘Hüseyin! Mehmet! Hasan! Ayşe! Fadime’
    Hasanım yedi yaşında… Mehmet dokuzunda. Fadime memedeydi…
    Onları bulmadan ölmem ben! Onları görmeden.. Onları kurtarmadan…”
    Zebercet Coşkun
    Sayfa 373 - Kollektif Kitap
  • "-Yürü aney! Düğüne mi gidiyok?
    Feneri neyi mi düşünüyon sen?
    Bak gâvurun çağırışı buralara geliyor.
    Var karanlıkta kal!
    Var beline kadar çamurlara belen!
    Kana belenme de!..”