zira inanmak, aklı tatile göndermek demek değildir. inanmak, aklın imkânlarını daha ileri noktalara taşımaktır. burada inanç ve inanmak akla meydan okur: "kendini aşabiliyor musun?" der. sınırlarının farkına varan akıl, doğru ve sağlam zeminde ilerleme imkânına kavuşur.
aklın da kalbin de hakkını vermekten uzak bir çağda yaşıyoruz. akıllar karışık, kalpler katı, zihinler bulanık, gözler perdeli, hayaller sığ, ufukkar dar, vicdanlar metruk... bu yüzden de ne kendimizi anlayabiliyoruz ne de varlığı. özümüzü yitirdiğimiz için kendimize de varlığa da yabancılaşıyoruz. yabancılaştıkça yabanileşiyor ve zorbalaşıyoruz. yabani ve zorba bir öznenin insafına bırakılmış dünyamız iklim krizinden çevre felaketlerine, açlık ve savaşlardan yapayalnız bırakılan göçmenlere kadar devasa sorunlarla her gün biraz daha soğuk ve gayr-i insani bir yer haline geliyor.