Günümüzün hastalığı çok fazla eşya alma ve sonrasında eve doldurduğumuz eşyaların yaşattığı eşyada boğulmaya karşı minimalist yaşam tarzının oluru var mı yok mu kitapta tartışılmış.
Minimalist yaşam biçimi ve sadelik her zaman okumayı sevdiğim bir konu olmakla beraber bu konu acaba bir gün ben de tam anlamıyla bir minimalist yaşam biçimine sahip olur muyum diye düşündürürdü. Ve bu düşünce ben de bir baskı yaratırdı çünkü her minimalist girişimim hiçbir şey almamaya yönelik odaklanmam bir haftadan sonra "bu kadar kendimi baskılamamın ne gereği var" diyerek sonlanırdı.
Bu kitapta eşyada boğulmaya sebep olan alma eyleminden vazgeçiş sürecinde minimalizm, ne kadar işe yarar onu tartışıyor ve minimalist olmaya çalışacak kadar da abartılacak bir şey olmadığını harcadığımız paranın geçirdiğimiz zamanın kalitesine ne denli etki ettiğine bakarak hayatımızı sürmenin iyi bir çözüm ve kolay kazanılabilir bir alışkanlık olduğunu belirtiyor.
Kitap, eşyada boğulmadan vazgeçiş için gerekli olan davranış biçimlerini bahsetmenin yanı sıra eşyada boğulacak kadar maddeciliğe nasıl geldik bu da nereden çıktı şeklindeki sorulara da cevap vermeye çalışıyor. Bu sorgulamaları yaptığı ilk yarıda tarihten ve yapılan araştırmalardan çeşitli örnekler vererek içinde bulunduğumuz durumu algılayabilmemiz için güzel bir bakış açısı sağlıyor.
Ben kitabı faydalı buldum fakat son kısımda maddeci olmaktan uzaklaşmak için verdiği bir takım tavsiyeleri çok etkili bulmadım. Ben de daha sade bir yaşam için eşyaların bir kısmını atmayı mantıklı bulsam da bahsettiği eşya atma ile ilgili yöntemlerin o kadar efektif olacağını düşünmüyorum. Bu yöntemler için Marie Kondo'nun kitabı daha etkili. Ayrıca kitabı okurken eşyada boğulduğu bahsedilen kişilerin ve aşırı maddeci yaşam biçimine sahip olan kişilerinin