" Nasıl yaptın? Diye sormuştu lahit kopyacısı. Birlikte yemiş içmişliğiniz vardı, hastalandığında kandilini yaktığına, sabahı seninle beklediğine ben tanığım. Bir kase zeytinyağını, sönmüş ocağı yakacak ateşi ondan ödünç almıştın. Sana sağlık ve bol neşe dilemişti. ...... İki kişi birbirine bir kez sahiden gülümsese, aralarında bir daha husumet olmaz sanırdım. Nasıl yaptın? "
" Tarihin yüklemek için sahibini aradığı çok özel bir görev için seçildiğini hissetmişti. Sanki Roma'nın geleceğini kurtarmak bir onun elindeydi, o da varlığı elzemlerdendi. Roma'nın soylularıyla aynı kandan, senatörleri ile aynı makamdan olsa ancak bu kadar önemli hissederdi kendini. Oysa Bir kase sütün açlığı bastırdığı taraftaydı. O da ancak kasenin dibinde kalanı parmağıyla sıyırdığında"
" öyle zannetti ki çıkardığı sesten değil, çıkarmadığı sesten mesuldür insan en fazla. Gün gelir hissetmediğin acının da hesabı senden sorulur, kalbimden sorumsuzum sanma.."