Mahmut Makal 1950'li yıllarda, Anadolu'da bir köyde öğretmenlik yaparken yazmış gözlemlerini. Sonrasında o yazılar bu kitapta toplanmış. Kitabı benzerlerinden farklı kılan şeylerden biri de şu: yazar, o dönemde diğer yazarların yaptığı gibi Anadolu'ya dışardan bakarak tozpembe hikayeler anlatmamış. Bizzat yaşadığı, tanık olduğu durumları olduğu gibi dile getirmiş .Anadolu köylerinin görmezden gelinen taraflarını çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermiş. Sefaletle, açlıkla savaşan insanlar; üstüne köy halkının bilgisizliği, ilkelliği.. Adalet sisteminin saçmalığı, bazı kurumların umursamazlığı...
Diğer tarafta ise köy enstitüsünden yeni mezun olmuş idealist, aydın, köyünü olduğu gibi anlatan, tüm olumsuzluklara rağmen umut dolu bir öğretmen.
Kitabı sevmemin nedenlerinden biri de şu, Mahmut Makal bunları yazarken asla ajıtasyon yapmamış. Hatta cümlelere yer yer mizah katmış. Buna rağmen yaşanan çaresizliği ve acıyı okuyucuya fazlaca hissettirmiş.
Cümleler sade, dolaysız, direkt aynı zamanda vurucu ve insanı çekiyor.
Kitap beni oldukça etkiledi. Bunda Anadolu'nun - bir çok yönden kitapta anlatılanlara tıpatıp benzeyen- bir dağ köyünde öğretmenlik yapmış olmamın etkisi var sanırım. Kitap yazılalı 70 yıl olmuş fakat Anadolu'da bazı şeyler hiç değişmiyor..
Yazılanları aracısız, birinci ağızdan dinlemek de kitabın inandırıcılığını arttırıyor. Ayrıca kitaba Ara Güler'in çektiği köy fotoğrafları da eklenmiş. Okunması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Keyifli okumalar.