"İngilizler aflarını isteyenlere versinler mösyö, affı zalimler değil, mazlumlar verir. Çanakkale'de dövüşürken ne asi ne esirdik. Namuslu bir millet gibi dövüştük, öldük, öldürdük. Ne zamandan beri ve hangi milletle savaşılır da mağlup olduğu zaman ona katil denilir?"
"İngiliz kanıyla Türk kanı bir mi madam?"
"Mikroskop altında İngiliz kanını görmedim. Rengi bizimki kadar kırmızı mı yoksa mavi mi, bilmiyorum. Fakat Türk kanı ateş gibi sıcak ve kırmızıdır."
Ah, beyaz ve güzel memleketim! Bu meydanda birçok imparatorlar ve imparatoriçeler en tantanalı alaylar, yarışlar, resmî geçitlerle geçtiler. Fakat bu beyaz ve ezelî meydanı bütün bir milletin gözyaşıyla hiçbir tantanalı alay, hiçbir Bizans ve Osmanlı ihtişamı kutsamadı. Yeni Türkiye'yi doğuran gizemli ve tanrısal ruh mu bu töreni bu millete öğretti? Yoksa İzmir'in zümrüt yamaçları, altın meyveleri, bal akan bağları üzerinden geçen kan ve acı kasırgası mı burada yineleniyor?
Bu ortak bir sevgilinin cenaze töreni mi? Yoksa sürekli ve kanlı bir düğünün ilanı mıydı? Bilmiyorum, yüz bin insan mucize gibi vücutlarından, vücutlarının bin bir ilgisinden çözülmüş, bir oluvermişlerdi.