Bencillik ve kendini sevme aynı olmak bir yana tamamen birbirinin tersidir. Bencil insan, kendisini çok sevmez, tam tersi çok az sever; hatta kendisinden nefret eder. Yaratıcı olamamanın ifadesinden başka bir şey olmayan kendinden hoşnut olmama ve kendiyle ilgilenmeme, o insanda hayal kırıklığı ve boşluk duygusu uyandırır. Bu nedenle mutsuzdır ve elde edemediği tatmini yaşamdan zorla almaya çalışır. Kendisiyle çok ilgiliymiş gibi görünür, ama aslında bu, gerçek benliğine gösteremediği sevgiyi dengelemek ve örtmek için yaptığı sonuçsuz denemelerdir. Freud, bencil insanın narsis olduğu, sevgisini başkalarından çekip kendisine yönelttiği görüşündedir.
Eğer bir adamın erkeğe özgü kişilik özellikleri duygusal anlamda hala çocuk kaldığından az gelişmişse, o kişinin bu eksikliğini sadece cinsel yaşamda erkek rolünü üstlenerek giderdiğine sık rastlanır. O zaman erkeğe özgü kişilik özelliklerinden pek emin olmadığı için erkekliğini sadece cinsel yaşamda kanıtlamak zorunda olan bir Don Juan tipi çıkar ortaya. Erkekliğinin felce uğraması daha aşırı bir ölçüye varırsa o zaman sadizm(şiddete başvurmak) erkekliğin yerine geçen başlıca sapkınlık olur. Dişiliğe özgü cinsellik zayıflar ya da saparsa ya mazoşizme ya da sahip olma hırsına dönüşür.
Bir kadın bize çiçekleri sevdiğini söylese, ama onları sulamayı unutsa onun çiçek sevgisine inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşaması ve gelişmesi için duyduğumuz etkin sevgidir. Bu etkin ilginin bulunmadığı yerde sevgi de yoktur.
Karşımdaki insanı olduğu gibi görebilme,daha doğrusu yanılsamalardan, onu kafamda oluşan us dışı imajından kurtulmak için onu da kendimi de nesnel olarak tanımam gerekir. Ancak bir insanı nesnel olarak değerlendirebildikten sonra onun değişmeyen özünü sevgi olayında tanıyabilirim.