Anneden gelen sevgi eksikliği mi daha zor babadan gelen sevgi eksikliği mi sorusuna Eric Fromm’dan güzel bir yanıt geliyor. “ Anne sevgisi koşula bağlı değildir” diyor ve ekliyor “ Baba sevgisi koşula bağlıdır; genel kural da ‘seni seviyorum, çünkü beklentimi yerine getiriyorsun, görevini yapıyorsun, bana benziyorsun’dur.” Olumsuz yanı, beklenilenler yapılmazsa yok oluverecek bir sevgi olmasıdır. Olumlu yanı ise koşula bağlı olduğundan onu elde etmek için bir şeyler yapabilirim, çaba harcayabilirim. Yani anne sevgisi denetimimiz dışındayken baba sevgisi öyle değildir.
Eğer bir adamın erkeğe özgü kişilik özellikleri duygusal anlamda hala çocuk kaldığından az gelişmişse, o kişinin bu eksikliğini sadece cinsel yaşamda erkek rolünü üstlenerek giderdiğine sık rastlanır. O zaman erkeğe özgü kişilik özelliklerinden pek emin olmadığı için erkekliğini sadece cinsel yaşamda kanıtlamak zorunda olan bir Don Juan tipi çıkar ortaya. Erkekliğinin felce uğraması daha aşırı bir ölçüye varırsa o zaman sadizm(şiddete başvurmak) erkekliğin yerine geçen başlıca sapkınlık olur. Dişiliğe özgü cinsellik zayıflar ya da saparsa ya mazoşizme ya da sahip olma hırsına dönüşür.
Bir kadın bize çiçekleri sevdiğini söylese, ama onları sulamayı unutsa onun çiçek sevgisine inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşaması ve gelişmesi için duyduğumuz etkin sevgidir. Bu etkin ilginin bulunmadığı yerde sevgi de yoktur.
Karşımdaki insanı olduğu gibi görebilme,daha doğrusu yanılsamalardan, onu kafamda oluşan us dışı imajından kurtulmak için onu da kendimi de nesnel olarak tanımam gerekir. Ancak bir insanı nesnel olarak değerlendirebildikten sonra onun değişmeyen özünü sevgi olayında tanıyabilirim.