DeliBilge, Aklın G'özü'ü inceledi.
 31 Mar 16:37 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

H: Ben bir bilinç miyim?
‘’Bilince sahip olan öznelerdir, şeyler onlara göre şu ya da bu şekilde olabilir; bir-şey-olmak-denilen-şey olabilmiş varlıklardır. Buradaki olmak, hiçbir şekilde bir tuğla, bir hesap makinesi, ya da bir elma olmak denilen şey değildir. Bu şeylerin de içi vardır ama gerçek bir içleri -iç dünyaları, bir bakış açıları- yoktur.’’
...
‘’Niçin bir ayna sağı sol gösterir ama altı üst göstermez?
Dünyanın düz olduğuna olduğuna inanmak nasıl bir şeydir?
Otuz sekiz yaşında olmak nasıl bir şeydir?
Bugün Detroit' te olmak nasıl bir şeydir?
McDonald's'da çalışmak nasıl bir şeydir?
Sizden akıl almaz bir şekilde daha zeki olmak nasıl bir şeydir? Ya da akıl almaz bir biçimde daha az zeki?
Sopayla vurulan bir arı olmak nasıl bir şeydir?
Kahveden (ya da çok sevdiğiniz bir lezzetten) nefret etmek nasıl bir şeydir?
Kişinin anadilini duyup hiçbir şey anlamaması nasıl bir şeydir?
Karşı cinsten biri olmak nasıl bir şeydir?
Chopin' in erkek kardeşi (kardeşi yoktu) olmak nasıl bir şey olurdu?
Aynadaki imgeniz olmak nasıl bir şey olurdu? ( Journey to the Far Side of the Sun adlı filmi izleyin. Yönetmen: Robert Parrish 1969)
http://www.imdb.com/...4519/?ref_=nm_knf_i3)
Bir molekül olmak nasıl bir şeydir? Bir molekül kümesi? Bir mikrop? Bir karınca? Bir karınca kolonisi? Bir arı kovanı? Çin? Amerika Birleşik Devletleri? Washington? Bir konserdeki seyirciler? Bir basketbol takımı? İki başlı bir inek? Siyam ikizleri? Beyni bölünmüş bir kişi? Beyni bölünmüş bir kişinin yarısı? Giyotinde idam edilmiş birinin kafası? Bedeni? Picasso' nun görsel korteksi? Bir farenin zevk merkezi? Bir arının gözü? Picasso' nun retina hücresi? Picasso' nun bir DNA molekülü?
Çalışan bir yapay zeka programı olmak nasıl bir şeydir? Bilgisayarda bir işletim sistemi? sistem ‘’çöktüğü’’ anda çalışan bir sistem olmak?
Genel anestezi altında olmak nasıl bir şeydir? Elektrik akımıyla idam edilmek? Artık hiçbir öznenin (‘’Ben’’ , ego, benlik) var olmadığı satori-benzeri bir duruma ulaşmış bir Zen ustası olmak?
Bir çakıl taşı olmak nasıl bir şeydir? Bir rüzgar gülü? Bir insan bedeni? Cebelitarık Kayası? Andromeda takımyıldızı? Tanrı?
X olmak nasıl bir şeydir?’’
...
Bir Felsefe profesörü (Daniel C. Dennett) ve bir Bilişsel Bilim ve Bilgisayar Bilimi profesörü (Douglas Hofstadter) bir kitap yazsalar bu kitap nasıl bir kitap olurdu?
Giriş bölümünde, bir düşünsel deneyde Mars' a giden yolcu, ışınlanma makinesiyle dünya geri döner ve kendi kendine 'Ya hala Mars'ta isem..Peki buradaysam oradaki kim?' diye kendini bir açmazda bulur ve öznenin düşünsel yolculuğu kitabın giriş kısmında okuyucuyu ileride karşılaşacağı yolculuğa (zihinsel) hazırlar;

I. kısımda 'Benlik Duygusu' na geçiş yapar, çeşitli yazarlardan derleme hikaye-öykü-deneme alıntıları araya serpiştirir ve 'Düşünceler' kısmında bunu irdeler;

II. Kısıma 'Ruhu Araştırmak' adlı bir başlık koyar, bilgi işlem makineleri ve zeka, Turing Testi: Bir Kahve Sohbeti (Fizik öğrencisi, Biyoloji öğrencisi ve Felsefe öğrencisi) nde düzeyi yüksek konuşmaları okuyucuya aktarır;

III. Kısım 'Donanımdan Yazılıma' da, Ruh ilk kısım olur sonra söz Richard Dawkins' in 'Bencil Genler Ve Bencil Memler' yazısına bırakılır, hemen ardından satırlar bir TOSBAĞA, bir YENGEÇ, bir KARINCAYİYEN ve AKHILLEUS' ın sohbetine bırakılırdı. Sohbet, Pierre de Fermat' ın kötü şöhretli son teoremi ile başlardı...

IV Kısım 'Program Olarak Zihin' in açılış konusu ''Where Am I?' adlı sorusu ile başlar, soru 2. konuda 'Ben Neredeydim?' adlı öyküyle devam eder, ardından 'Reddedilmenin Ötesi' ile öykü vurucu bir bağlantı ile anlaşılır hale getirilirdi.
'Evrenin Bilmecesi ve Çözümü' başlıklı ilginç ama saçma bir fikir üzerine kurulmuş öykü ile başlar ve bu öykünün 'düşünceler' kısmında;
‘’Bir kurşunkalem kendi üzerine yazamaz; bir sinek raketi sapına konmuş bir sineği öldüremez; bir yılan kendisini yiyemez vs. İnsanlar kendi yüzlerini imgeleri yansıtan dışsal gereçler olmadan göremezler ve bir imge asla orijinali ile aynı değildir. Kendimizi nesnel olarak görmeye ve anlamaya yaklaşıyoruz ama, hepimizin içinde kendine özgü bir görüş açısı olan güçlü bir sistem vardır ve bu güç aynı zamanda kısıtlılığın garantisidir. Belki de bu savunmasızlık -kendimize attığımız bu kanca- yok edilemeyen 'Ben' duygusunun kaynağıdır.’’ diye yazan son derece anlamlı bir paragraf olurdu.

Çok renkli bir mantıkçı ve sihirbaz ayrıca kendine özgü bir biçimde Tao' cu olan
Raymond M. Smullyan 'ın, 'The Tao is Silent' kitabından 'Tanrı ve Ölümlü' nün yaptığı son derece canlı ve esprili aynı derecede keyifli ve içgörülü sohbet, okuyucuyu yer yer güldüren ama çokça düşündüren sayfalar arasında kendine enfes bir yer edinirdi.
Ardından Borges' in 'Dairesel Harabeler' başlıklı kısa öyküsü okuyucunun zihnini 'Vay!'... 'Nee?' gibi dürtülerle yerden yukarı fırlatır;

VI. Kısma gelindiğinde okur 'İç Göz' başlığıyla karşılaşır ve 'Yarasa Olmak Nasıl Bir Şeydir?', 'Bir Epistemolojik Karabasan' a maruz bırakılır ve 'Einstein'ın Beyniyle Sohbet' ile zihinlere akıl almaz köşe kapmaca oynatılırdı..’’

Dennett ve Hofstadter, bir kitap yazsaydı konuları yukarıdaki gibi,
sayfa sayısı 471 ve kitabın adı ‘’Aklın G'özü' olurdu.
Okuyanlar da hayli ufuk açıcı bulurdu..

Serdar Poirot, Başlangıç'ı inceledi.
31 Oca 15:50 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Dikkat spoiler içerir.
Robert Langdon, eski öğrencisi ve dostu Edmond Kirsch'in dünyayı sarsacak sunumuni için İspanya'ya gider. Edmond bu sunum için 3 büyük dinin temsilcileri ile görüşür ve beklediği gibi sert tepkiler alır. Programı sunacak olan Ambra Vidal, prens Julian'ın nişanlısıdır. Sunum yayınlanamadan Edmond Avila adında bir adam tarafından öldürülür ve komplo teorisyenleri bunun Krallıkla bir ilgisi olduğunu düşünür. Ambra ve Langdon müzeden kaçarlar. Prens ve piskopos Valdespino kayıptır. Langdon, Kirsch'in yarattığı yapay zeka bilgisayarı olan Winston'un yardımıyla sunumun yayınlanmasını sağlayacak olan şifreyi aramaya girişir. Ama hayatları tehlikededir. Avila peşlerindedir ve sunum insanlığın temel iki sorusu olan nereden gelip nereye gittiğimizi cevaplayacağını iddia etmektedir. Acaba bu sır nedir? Prensin bu cinayet ile ilgisi var mıdır? Avila'yı kiralayan Naip kod adlı kişi kimdir? Edmond'un ölümü gerçekten göründüğü gibi midir? William Blake'in dediği gibi karanlık dinleri bilim mi yok edecektir? Yeni bir din için illa şehit verilmesi mi gerekecektir? Ambra'nın çocuk sahibi olamayacak olması prensi engelleyecek midir? Langdon öğrendiklerini anlatacak mıdır? Keyifle bir solukta okunan bir roman.

Sinan Tütüncüler, Başlangıç'ı inceledi.
 13 Ara 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 7/10 puan

Dünyanın temel çelişkisi nedir? Hak ile batılın savaşı mı, emekle sermayenin mi, yoksa milliyetlerin savaşı mı? Dan Brown “Başlangıç” romanı ile bu soruya “din ile bilimin savaşı” diye cevap vermiş. Ama diğer yanıyla, romanın finalinde bir uzlaşma yolu çizmiş, en azından dine var olabileceği, temiz, sakin ve işlevsel bir alan bırakmış.

Dan Brown eserleri okumakta acele ettiğim kitaplardan değil. Çıkar çıkmaz okuma heyecanı duymuyorum. Aksine biraz demlenmesi gereken kitaplardan olduğunu düşünürüm. Ancak bu kez, Hürriyet Gazetesinde, Ertuğrul Özkök ile Dan Brown’un bir röportajını okuyunca, kitabı edinme ve okuma listeme alma sürecini biraz daha hızlandırdım.

Dan Brown’ın, son kitabı “Başlangıç” 3 Ekim tarihinde, Türkiye’de, tüm dünya ile aynı günde satışa sunuldu. Aynı anda satışı gerçekleştirebilmek, elbette çeviri işinin de aynı zamanda yapılmasını gerektiriyordu. Medyaya yansıdığı kadarı ile, çeviri ile yayınlanacak tüm ülkelerin yayıncı editörleri ve çevirmenleri Barselona’da toplanıp, aynı binada, iki ay içinde çeviri işini gerçekleştirmişler ve bu süreçte dışarı ile bağlantıları kesilmiş. Bu bana, çevirinin gerektirdiği bir zorunluluktan öte, kitabı bir efsane eşliğinde piyasaya sürme çabasının ürünü gibi geldi.

Dan Brown’un ekibi ve yayıncısının kitaplarını, bir kitaptan öte bir meta olarak gördüğüne şüphe yok. Bu durum kitaplarının edebi yönünü fazlası ile gölgelese de, kitaplarını tümüyle karalamaya yetmiyor. Dan Brown’un romanları genellikle bir mesele barındırıyor, bu meseleyi kabul edilebilir sağlamlıkta bir kurguya oturtuyor, zengin karakterler ve sahnelerle süsleyip önümüze sunuyor. Araştırmacı yönü ile güçlü bir altyapıya sahip romanlardan bahsediyoruz. Sanat tarihi, mimarlık, şehircilik ve bilim tarihi genel kültür ötesi derinliklerle, eserlerde konunun içine serpiştiriliyor.

Ancak, Dan Brown’un okuduğum bu üçüncü romanından sonra şunu söyleyebilirim ki, Dan Brown romanları için bir iskelet belirlemiş ve bu iskeletten kolay kolay vazgeçmiyor. Bu iskeleti ezberleyen okur için, bir süre sonra romanın akışında nerede bir sürprizle karşılaşacağını, işlerin nerede aksayıp, nerede önünün açılacağını kestirmesi zor olmuyor. Bu anlamıyla “Başlangıç” romanı da, bu iskelete, farklı kas yapısı, ten rengi, saç ve göz rengi işlenmesiyle önümüze çıkan bir eser. Ama kendi içinde, meselesinin orijinal olduğunu yadsıyamayız.

“Başlangıç” kısaca, Amerikalı ancak İspanya’da yaşayan bir fütüristin, evrim-yaratılış özelinde bilim ile din arasındaki çatışmayı bilim lehine sonuçlandırmak isteyen girişimin hikâyesi. Hikâye aslen, bu fütüristin ölümü ile başlıyor. Ama bu ölümü, İspanya kraliyet sarayındaki kırılma ve çatlak, fütüristin hayalini tamamlamaya çalışan arkadaşlarının koşturmacası takip ediyor. Fütürist olan karakter Edmond Kirsch, romanın, Elon Musk misali yeni keşiflerin ve geleceğin yönünü doğru okuma becerisine sahip kahramanı. Radikal bir ateist olarak karşımıza çıkıyor. O kadar ki, dinleri ortadan kaldıracağına inandığı bir keşfi, tüm dünyaya duyurmadan önce üç büyük dinin temsilcilerine anlatmayı uygun buluyor. Dan Brown kitaplarının süreğen karakteri ise simge bilimci Robert Langdon ve bir kez daha romandaki tüm sıkışık süreçlerde kilitleri çözen çilingir rolünde. Ama bana kalırsa kitabın baş karakteri sanal zeka olarak karşımıza çıkan ve elektronik cihazlarla iletişim kurulan Winston. Dan Brown’un bu eserinde büyük farklılık yaratan kısım da bu. Ancak Winston’un sevecen bir sanal zeka karakteri mi yoksa bir cani mi olduğuna karar vermek romanın sonunda zorlaşıyor.

Bir spoiler olmadığını düşünerek, Robert Langdon’un romanın sonunda bir kez daha hedefine ulaşarak, fütürist dostunun açıklanmasının engellendiğini düşündüğü keşfini tüm dünyaya duyurmayı başardığını söyleyebilirim. Ama kitabın ortaya döktüğü sorular, keşfin açıklanması ile cevaplanmıyor. Hatta daha da karmaşıklaştığını söylemek mümkün. Çünkü keşfin sunumunun tüm dünyaya yayılmasının ardından, tüm dünya televizyonlarında, internet mecralarında yoğun tartışmalar yaşanıyor. Ve beklendiği gibi, kimse yerini değiştirmeden, tartışmaya durduğu noktadan devam ediyor. Yaratılışçılar için yaratılış, evrimciler için evrim kendi gerçekleri olmaya devam ediyor. Sadece zeminde hafif kaymalar yaşanıyor.

Dan Brown, fütürist karakterinin arı kovanına soktuğu çomakla başlayan kargaşayı, bir nebze esas kahramanı Robert Langdon’la çözmeye çalışıyor. Ama garip bir şekilde kitapta sorunun çözümünü, ünlü Katalan mimar Gaudi’nin 100 yıldır yapımı devam eden eseri La Sagrada Familia Kilisesinin rahibi Bena’ya söyletiyor. Bu çözümün günümüz muhafazakârlarını ne kadar ikna edeceğini bilememekle birlikte, dinin bilimle, özellikle evrimle sorununu çözmesinin zorunluluğu kaçınılmaz görünüyor.

Fütürist Edmond Kirsch’ün temel mesele edindiği iki soru, yani insanoğlunun nereden gelip nereye gittiği sorusunun, benim açımdan en dikkat çekici kısmı, insanoğlunun nereye gittiği sorusu oldu. Ortaya çıkarılan sunumunda, bu geleceğin önce karamsarlık, sonrasında ise bir aydınlık olarak paylaşılması açıkçası beni yeterince ikna etmedi. Sanal zeka insanoğlu için bir karanlık kutu ve romanda bunu, kitabın esas karakteri Winston ispatlıyor. İsmini ünlü İngiliz siyasetçi Winston Churchill’den alan bu sanal zekanın, isim babasından ne kadar etkilendiğini kitabı okudukça fark edeceksiniz.

Kitabın en çetrefilli, belki esas konu kadar heyecan uyandıran kısmı, İspanya Kraliyet Sarayında yaşanan olaylar. Ancak gariptir, romanın bu kısmı, sonuca doğru yaklaştıkça tam bir fiyaskoya dönüşüyor. Hiçbir neticeye varmayan bir yanlış anlamalar yumağına dönüşen bu kısım, sonunda da oldukça garip ve ilginç bir “eğilim” meselesinin de işin içine karıştığı bir sonuca evriliyor. Kitabın başında derin muhafazakar ve katı değerlere sahip kraliyet sarayı ve onun dini uzantısının, kitabın sonunda ne kadar esnek ve hoşgörülü olduğunu görmek, Dan Brown’un sınırları zorlamama isteğinin bir sonucu gibi. Bu arada, roman sürecinde öldürülen Müslüman din alimi ile Yahudi din aliminin ölüm süreçlerinin karanlıkta kalması senaryonun en büyük açığı.

Bu kitapla birlikte, özellikle İspanya’da Katolik Hristiyanlığın muhafazakar yüzünün ne kadar katı ve derin olduğunu bir kez daha keşfettiğimi söyleyebilirim. Devlet, bizim anladığımız anlamda laiklikten uzak ve kraliyet sarayı ile dini kurumlar fazlası ile iç içe. Ancak İspanya ile Müslüman muhafazakâr toplumları arasındaki fark dinin katılığından çok, bu katılığa karşı sivil toplumda oluşan direnç. Roman boyunca, İspanya’da dinsel muhafazakârlığa direnen, gençleri ve akademisyenleri ile sivil toplumu görebiliyoruz. Oysa Müslüman coğrafyalarda muhafazakârlığa direnen liberal, özgürlükçü akımlar son derece zayıf. Ve işin rengini de bu belirliyor. Sırf bu süreci görebilmek adına okunabilecek bir kitap.

Doğrucu Yalancı Sorusu
Değerli 1000k okuyucuları... Arada burada zeka sorusu soruluyor. Ben de bazen soruyorum. Bana çok değişik gelmedikçe çok sormuyorum. Ama bu soru da hoşuma gitti. Sizle paylaşmayı istedim.
Soru şu:
Aşağıdaki 5 kişiden 3 kişi doğrucu 2 kişi ise yalancıdır. Doğrucular sürekli doğru, yalancılar ise sürekli yalan söylemektedir. Doğrucu ve yalancıları bulunuz.
Ali: Deniz yalancıdır.
Beyza: Can yalancıdır.
Can: Ali doğrucudur.
Deniz: Elif doğrucudur.
Elif: Beyza doğrucudur.

Zeka sorusu
Değerli 1000K okuyucuları, bazen sitede zekâ soruları soruluyor. Bugün ben de sormak istedim. Cevaplamak isteyenler cevaplayabilirler.

Soru şu : " Türk sinema sanatçılarının isimlerinin yanındaki sayılara bakın ve arkalarındaki mantıksal gizemi çözüp Kemal Sunal'ın yanına hangi sayının gelmesi gerektiğini bulunuz."

Adile Naşit: 5
Cüneyt Arkın: 12
Erol Taş: 18
Hülya Koçyiğit: 50
Kemal Sunal : ?

Kadın Erkek ilişkisi ve Aile İçi Şiddet Konulu Kısa Tiyatro Oyunu
KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ BİR KESİT

Koca işinden evine gelir evde karısı onu beklemektedir. Ve sahne başlar:

(Not: k.'ları kadın e.'leri erkek olarak okuyunuz)

e. Karıcım ben geldim.

k. hoş geldin kocacım

e. Çocuklar ne yapıyor?

k. Ders çalışıyor.

e. alim olacaklar sanki başımıza. gelsinler de ben onları maça götürceğimi söyleyeyim.

k. bi kere de onları tiyatroya götüreyim de. Bi kere de müzik dinletisine götüreyim de. Bi kere de onları el becerileri kursu açılmış kursa götüreyim de. Bi kere de hiç olmazsa hayvanat bahçesine götüreyimde de en azından çok yabancılık çekmezsin :)

e. ooff neyse ben bugün çok yoruldum. Bana kahve getir.

k. tamam nasıl olsun. Sevgi dolu mu? Sade mi?

e. gene ne saçmalalıyorsun sen?

k. bu evde sen konuştuğun zaman bilge ben konuştuğumda saçma oluyor hep nedense.

e. amaaan gene başlama karı. Hadi sen bana laf yetiştireceğine kahvemi getir.

k. biliyor musun?

e. neyi?

k. hani bugün ne olcaktı?

e. akşamki derbi maçı mı? Valla hakeme bağlı yoksa biz herhalukarda yeneriz.

k. oooff yine mi unuttun. Bugün kızımız okulda bir proje sunacaktı hani.

e. hangi kızımız?

k. leyla tabi ki 5 yaşındaki merve öğretmenlere ders anlatacak zeka seviyesinde değil ne yazık ki!

e. sen benim kızlarımdan ne istiyorsun?

k. senin kızların öyle mi!!

k. senin dünyaya getirdiğin, senin sürekli baktığın, senin sürekli ilgilendiğin, senin bezlerini bağlayıp, senin derslerinde yardımcı olduğun ve arkadaşlarının yanında sessiz bir birey olarak kalmamasını istediğin kızların. Yani benim hiç payımın olmadığı kızların öyle mi?

e. ya ne çok konuşuyorsun sen böyle yine.

k. konu zaten kızlarımız olduğu zaman, onların iyi birer vatandaş olmaları mevzusu olduğu zaman hep boş oluyor öyle mi?

e. sen okudun üniversite bitirdin de ne oldu sanki! aha işte bulaşık yıkıyorsun hıh.

k. bana nikah masasına oturmadan önce böyle konuşmamıştın ama.

e. amaaaan ben dün ne yediğimi hatırlıyom mu sanki 15 sene önce vermiş olduğum sözleri hatırlayım.

k. hep böyle oluyor zaten işine geldiğin zaman süper hafiza, işine gelmediği zaman dünkü yemek heh.

e. haa yemek dedin de aklıma geldi.

k. bol acılı adana mı?

e. sululuk yapma kadın yarın yemeğe bize gelecek misafirleri diyorum.

k. he hatırladım senin kapağın.

e. ne kapağı?

k. tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş diyorum.

e. kadın! Kadın! doğru konuş ağzının üstüne kodummuydu tencereyi çıkartırım suratında.

k. hep böylesin işte. Zora geldin mi, söyleyecek laf bulamadın mı şiddet, baskı, nefret.

e. şiddet değil o erkeğinin şefkatli ve güçlü kollarının dayanılmaz sancısı hıh :)

k. merak ediyorum acaba tüm erkekler senin gibi mi? Sahneye döner: tüm erkekler böyle mi sorunları hep baskı, güç ve şiddet uygulayarak mı çözmeye çalışırlar. Öyle yapmazlar değil mi. Yapmazlar değil mi. Kadınını sever, ilgi gösterir, şefkat gösterir, onla ilgilenir, onu dinler ve hep fikrini alır değil mi? Alırlar değil mi? He?? (başını aşağı eğer ve kocasına doğru döner ve kaldırır.)

e. yav sen kiminle konuşuyorsun öyle. Cin mi girdi lan karı sana yoksa. Kurşun döktürelim mi ne dersin?

k. he üstüne de havai fişek patlatalım çok etkili olur. Sonra da onu öfkeyle süsleyelim. Bir tutam da kin atalım. E tabi yumruk olmazsa yanında kolların çok darılır.

e. ben sana ne patlatacağımı biliyom ama dur bişey yapmıcam. zorlama yapmıcam çünkü yarın rasimler geldiği zaman sana mor hiç yakışık kaçmaz.

k. ben kızımız bügün okulda hazırladığı çalışmada ne kadar başarılı, ne kadar sevinçli olacağını söyleyecektim ama sen kızının bu mutlu gününü unutuyorsun şu kıllı yobaz rasimini evlilik yıldönümümüzden daha iyi hatırlıyorsun.

e. o yobaz değil canım. Namusuna düşkün bir erkek.

k. ne zamandan beri kız kardeşinin canına tavuk kadar önem vermeyen, eski ortaçağ fransız sahnelerinden fırlamış gibi giyotinle öldürmek lazım diye düşünen erkekler, namus timsali olmuş
bana söyler misin?

e. hep erkek suçlu zaten. Erkek tuğla bile örse sen o ördüğü tuğlayı yarın bir gün yerinden çıkartıp bir suç aleti olarak kullanmak için sakladı dersin zaten.

k. ben o tuğlanın o erkeklerden daha faydalı olduğunu, en azından sabit bir şekilde yerinde duruyor. Bir faydası dokunmasa bile en azından bir zarar vermiyor senin o rasim denen arkadaşların gibi derim.

e. rasimi tanımıyorsun sen.

k. maalesef tanıdım keşke tanımaz olaydım evet.

e. hem o kız evini, kardeşlerini, ailesini sevseydi gidipte o ne idüğü belirsiz çocuğa kaçarmıydı.

k. peki o rasim karısını aldattığı zaman neden aynı şey olmuyor bana izah eder misin?

e. ya karı beni dellendirme hiç kadınla erkek bir olur mu? Hiç aynı kefede tartılabilir mi? Hiç elmas la kömür aynı değerlendirilir mi? Bu dünyanın neresinde görülmüş. Olacak şey mi hiç.

k. evet sorunda bu zaten kadın erkek eşitsizliği. Sende de iki göz var. Bende de iki göz. Sende bir ağız var. Bende de bir ağız var. Sende iki kulak var. Bende de iki kulak var. Sende de bir kalp var -biraz şüphe götürse de eh var diyelim- bende de bir kalp. Üstelik ben can taşıyorum çocuk doğuruyorum. Ona sütümü veriyorum. Ama lafa gelince nedense bir eşitsizlik çıkıveriyor. Doğru kömürle elmas bir değil. Sorun elmasla kömürün bir olup olmamasında değil. Ama elmas da bir zamanlar kömür olduğunu nedense çok cabuk unutuyor. Tabii doğru ya senin gibiler hep işine geldiklerinde hafıza şampiyonu oluyorlar.

e. hafıza şampiyonu da nerden çıktı şimdi?

k. aha gene cümlemin başını unut, tüm söylediklerimi çöpe at. En son iki kelimesinde burada şair ne düşünmektedir acaba sorusu sorulsun. Hep sen haklısın zaten.

e. yooo hep ben haklı değilim. Benim haklı oluşum 1. kural. Arada sırada sen haklı oluyorsun. Bu 2. kural. Ama 3. kural burada ön plana çıkıyor. Sen haklı olduğun da da 1. kural geçerlidir. Yani ben haklıyım.

k. ben ne diyorum sana. sen beni dinliyor musun?

e. ben seni hep dinliyorum. Ama gerek olmadığı için gereksiz yere hafızamda saklı tutmuyorum. Unutuyorum gidiyor. Ve beynim hep diri ve güçlü kalıyor. Boş laflarla doldurmuyorum. Nasıl ama :)

k. her zaman olduğu gibi yine yanlış bir çıkarım. Yanlış hesaplama. Beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar güçlü olur kocacım.

e. of bana akıl verme (kızar)

k. keşke alabilsen belki kızlarımızın geleceği daha iyi olur bu sayede.

e. kızlarımız ben nasıl istiyorsam öyle olacak.

k. hayır kızlarımı bir oldu bittiye getiremem. Onlar bizim geleceğimiz.

e. evet geleceğimizler. Büyüyecekler. Gelişecekler ve gelecekte bize bakacaklar.

k. ben gelecek derken iyi bir nesil düşünmüştüm. Toplumsal duyarlılıkları yüksek, etrafına güvenle bakabilen, çevresinde olup bitenleri sezebilen, güçlü bir şekilde ayakta durabilen, kendisine dikte edilmeye çalışanı anlam verip değerlendirebilen, medeni, kendisini ve dünyayı sevebilen, hayata küsmeyen, arkadaşları içerisinde ezik durmayan, kendisini her ortamda savunup haklı olduğunda hakkını koruyabilen, kanunlara uyan ama kanunlar hakkında sorgulama yapabilen, sevecen ve sevgi dolu bir dünya oluşturabilen, yaşamla barışık, müreffeh bir vatandaş olma bilinci oluşmuş bireyler olmalarını istiyorum. Sence haksız mıyım?

Yazan: ömer yaşar
Yönetmen: aranıyor :)

Mrs. Mysterious, Veronika Ölmek İstiyor'u inceledi.
 10 Nis 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Bir kitaptan çok daha ötesi,enfes..
Her insanın kitapta aradığı Ve buldukları farklıdır.Bundandır ki kitaplarda farklı cümlelerin altını çizeriz,farklı cümlelerde hüzünleniriz,farklı tepkiler veririz.Kimisi beğenecektir kimisi de sıkıcı bulup belki de ilk satırlardan Sonra bırakır bilemiyorum.Dili konusuna girmekten hoşlanmıyorum.Bırakayım da gerçekten edebiyatla ilgili insanlar yapsın diyorum bu işi.Kitap incelemesinde bulunurken hissettirdiklerini yazıyorum.Bir kitaba Veya yazara minnetimi böyle ödeyecegime inanırım çünkü.Bir kitaptan ötesiydi benim için.Her insan bir hikayedir ve her hikaye her insan kadar özeldir.Hayatımda çok hikaye biriktirdim farklı insanlar,farklı yaşantılar.Kitabın beni götürdüğü iki nokta vardı birincisi 3. Sınıftaydım matematik dersinde şiir yazıyordum Ve zeka testine yollanmıştım gerizekalı olduğum düşünüldüğü için.O gün matematik sorusu cözüyor olsaydım asla gerçekten zeki bi insan olduğumu öğrenemeyecektim.İkincisi ise işte benim en sevdiğim hikayem.Bundan tam olarak 5 yıl öncesine dayanan beni ben yapan okulumu tüm hayatımı ona borçlu olduğum o bir hafta..Lise 1 dim ve inanışlarım Ne yazık ki çok azdı bağlılıklarım Ve yaşama gerekçesi göremiyordum bir intihar girişimiyle beraber kliniğe yatırıldım.Bir sürü benim gibi farklı insanla tanıştım.Bir sürü hayat hikayesi biriktirdim ve dünyaya bakış açımı sorguladım,fikirlerimi..Dostoyevski'nin karamazov kardeşleri de tam olarak o bir hafta içinde bitirmiştim ayrıca.Kimsenin karışmadığı bir dünyam olmuştu bir haftada.Dışarıya çıkınca hayatımdaki her şey farklılaştı.Gercekten her şey.Yaşıtlarımdan daha olgun davranışlar sergilemeye başladım ama aynı zamanda hayata daha da bağlı bir insan oldum.Güçlüklerle karşılaşsam Bile bildim ki yaşamak bana verilen bir hediyeydi.O gün intihar ettiğim gün Yani ölebilirdim ama ölmemiştim bu Bile yaşamam için bir sebepti.Yıllar geçince orayı çok ama çok özlediğimi fark ettim.Oradayken ördügüm duvarlarım sıkıntı olmuyordu istediğim gibi kitap okuyabiliyordum istediğim gibi davranabiliyordum.Dedim ya çok Ama çok özlüyorum.Sonra bu özlem aklıma gelince ben de dışarıdaki insanların sana ihtiyacı olabilir diyorum.Hiç tanımadığım onların da beni tanımadığı insanların yüzünde bir gün delilere yaraşır bir kahkaha örneğin.Kitap alıp çok başka yerlere götürdü işte.Başlangıcta da dediğim gibi enfes ..