Düşmesin bizimle yola:
Evinde ağlayanların gözyaşlarını boynumda ağır bir zincir gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar !
İşte: şu güneşten düşen ateşte milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
sen de çıkar göğsünün kafesinden yüreğini; şu güneşten düşen ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Hani bir daha geri gelmeyecek şeylerin hayallerine kapılırız ya, hani her şey olup bittikten sonra bizi bir yorgunluk sarar, o alışagelmiş hareketliliğin durması, sürekliliği olan bir titreşimin aniden kesilmesinin getirdiği o acı vardır ya...