Uykudaki insan, kendinde değildir; hareketsizdir, dolayısıyla zararsızdır. İstese de başka birine zarar veremez, dokunamaz, yönelemez. Sen de dünyayı uyut. Uyusun, sonra sen onun yanında da olsan içinde de olsan, o sana zarar veremez. Öyle ki sana yönelemez bile. Onun yönelememesi senin için emniyettir. Çünkü yönelmesi her zaman risk barındırır, öyle ya bizler nefsimizin elinde oyuncağız, zaafa düşebiliriz ki düşüyoruz da. O yüzden sen dünyanın sana gönül vermeyeceği bir gönle sahip ol ki onun her nimetinden faydalan ama o sana sarılmak istemesin!
Yaşamın içindeki her şeyin rüya olması bizatihi başlı başına bir tesellidir. Hz. Mevlana, “Âlem rüyadır. Zanna kapılma, rüyada elin kesilse de, korkma elin yerindedir.” der. Tıpkı rüya gibidir, bitecektir, sabır ve şükür ile geçecek, yerine yeni bir olay ve duygu gelecektir. Âlem, cemal ile celal arasında dönüp durmaktadır.
Unutma ki ölüm bir gün gelmeyecek. Ölüm zaten hep seninle. Sen bir gün onunla gideceksin. O yüzden dua et, Allah seni “Ölmeden önce ölün” hadis-i şerifinin sırrına erenlerden eylesin ki ölüm sana “Hadi” demeden sen ona “Hadi” de ve daha burada yaşarken o eşiği geç!
Kur’an’ın Arapça okunmasına, “anlamadan okumak” argümanıyla karşı çıkanlar gafletteki kimselerdir. Kur’an’ı Arapçasından okuyan insan hem sünnete uymuş olur hem de Allah’ın hitap ettiği şekliyle, manayı kelam suretine büründürdüğü şekliyle okur. Mü’min, Kur’an’ı okudukça kalbine hikmetler toplanır. O an fark etmese bile zamanla fark eder. Hem Kur’an okumayacaksın hem de hikmeti bileceksin, mümkün olabilir mi?