“...
Ey cemaat-i müslimîn ve gafilin...
...
Sizler Nasrani misiniz? diye sordu.
...
Yoksa Mecusi misiniz? dedi adam.
Hangi millettensiniz? diye sordu adam, gözlerini kalabalıkta dolaştırarak.
...
Şimdi namazdan çıktığınıza göre siz İslâm milletindensiniz, dedi adam bakışlarını o belirsiz, bilinmeyen noktadan ayırmayarak. Ve devam etti:
Ama bunu ispat edebilir misiniz? Siz buraya camiye namaz kılmaya geldiğinize göre İslâm’a uyan insanlarsınız? Fakat hani İslâm’ınız?
...
Allah celle celâluhû, dedi gözlerini diktiği o belirsizlikten ayırmadan.
... sizden öncekileri niçin helâk etti biliyor musunuz? dedi, çünkü onlar kâfirlere benzemeye başlamışlardı.
Kardeşlerim!
... içinizdeki İslâm’ı gösterin. Çünkü İslâm, sizin üzerinizde görünmek ister. İman gizlidir, İslâm açık. İman kalptedir, İslâm zahirde. İslâm şeriatsa, şeriat sizin amellerinizde görünmek ister.
...
Söz çok ama sözlerle oyalanacak vakit yok. Hani amelleriniz? Benim gibi zamanın uzaklarından gelmiş bir garip sizi şu halinizle görse, vallahi size müslümanlar demezdi. Sizler namaz kılan nasranîlere benziyorsunuz. Namaz kılıyorsunuz ama görünüşünüz nasranîler gibi. Kardeşler! Dışı kafire benzeyen insanın içi de ona benzemeye başlar. Söz çok, ama uzatmaya gerek yok. Dönüş yakındır... O’na döndürüleceğimiz gün yakındır, pişmanlığın fayda vermeyeceği dem gelmeden hemen tevbeye sarılın. Allah'tan korkun. Dediklerimi anlamaya çalışın. O gün, hakir ve zelil insanlar olarak Allah'ın huzuruna çıkmak ister misiniz? Kâfirleri dost edinenler ve onlara benzemek isteyenler onlardan olur. Onlar zalimlerdir. Zalimler olarak huzura varmak ister misiniz? Sözlerimi düşünün. Boşa konuşmadığımı anlayın. Hadi şimdi herkes işinin başına, siz Allah'ın sizi korumasını dilerseniz Allah sizi korur.”