“...
Onu koruyarak zavallıyı her gün yeniden öldürdüğünüzün farkına varırsınız. Henüz aklı ermezken, henüz sevgisi kalbinizde kök salmamışken, henüz hatıraları az iken her şey olup bitseydi keşke dersiniz. Ama ana yüreğidir, onu yine de korursunuz. Ah, ah!..”
“...
Lakin öz babasının, kocanızın kendi yavrunuzu, ciğerparenizi, ‘meleğim’ diye çağırmak isteyip de bir türlü böyle hitap edemediğiniz kuzucuğunuzu gömmesin diye her dediğini yapmak, her şeye katlanmak, her ahlâksızlığını sineye çekmek yok mu? Kızını alıp kaçan annelerin hiçbir yerde barındırılmadığını, yakalandıkları zaman da işkencelere yatırmakla yetinmeyip kızlarını gözleri önünde gömdüklerini bile bile... Lanet olsun bu geleneğe, lanet olsun bu geleneğe cevaz veren ilahlara, lanet olsun babalara. İki yıl süt verdiyseniz artık sizin yatağınızda yatamaz. Çadırın diğer bölmesinde yalnız uyumak zorundadır. Bunun manası, babası artık onu alıp götürebilir, Ten’im kumluklarında belirsiz bir yere gömebilir demektir. Ve iki yılın sonunda bir annenin çilesi başlamış olur. Her sabah uyandığınızda kızınızın yatağını boş bulma korkusu sizi bir parça daha tüketir.”
(Cevaz vermek: onay, izin, uygunluk.
Ten’im: Mekke’nin kuzeybatısında Kâbe’ye en yakın Harem sınırı)
Senin aşkın kamu derde devadır yâ Rasûlallah
Senin katında hacetler revadır yâ Rasûlallah
(Senin aşkın bütün dertlerin devasıdır ey Allah’ın elçisi;
çünkü senin istediğin hiçbir şey geri çevrilmez.)
#Şeyyad Hamza
“Bütün kararlarını kâhinlerin ve falcıların belirlediği bir toplulukta elbette düzen aranamaz. Beğendikleri her şeyi kendilerinden, hoşlarına gitmeyenleri de cinlerden bilerek nereye varabilirler ki?”
“Burada yaşayan kabileler kendilerine ‘humus’, dışarıdan gelenlere ‘hille’ diyorlar ve humuslar, ister tacir, ister hacı, hileye mensup herkesin sömürüldüğü bir düzen kurmuşlar.”
(Mekke)