zenep

Bu nereden çıktı hiç bilmiyorum daha önce hiç karşılaşmadım. Ne asansörde ne koridorda ne de otoparkta. Hiçbir yerde. Merdivenleri zaten hiç kullanmıyorum. Kimse hiçbir zaman merdivenleri kullanmıyor. Zaten hiç kimse kullanmıyorsa neden merdivenler var? Süs için değil herhalde. Hiçbiri de güzel değil. Zaten kimse de gitmiyor. O zaman böyle bir binada merdivenler ne işe yarar? New York'ta gördük. Çünkü yangın gibi bir olayda ya da New York'ta gerçekleşen o olay gibi bir durumda, gördük ki insanlar, arızalanacağını bilseler bile asansörle daha hızlı inileceğini düşünüyorlar, çünkü bazı durumlarda insanlar asansörü geçip merdivenleri kullanmak yerine pencereden atlamayı tercih ediyor. New York'ta gördük. insanlar pencereden atlamayı tercih etti. En azından bedenler toplanıyor. Kırılmış dağılmış parçalanmış eti uç uca getiriyoruz ve bir beden elde ediyoruz. Bedeni buluyoruz. Bir kafa bile bir kol bile bir ayak parmağı bile bir beden ediyor. Artık yası tutulabilir. Çünkü New York'ta binaların içinde kalmış olanlar, içinde kalmaktan başka şansı olmayanlar var ya, buharlaştılar. Buharlaştılar. Buharlaştılar. Dua edilecek bir beden yok. Bu durumda tabii cenazeyi kaldırmak imkansız oluyor. Kaldırıyormuş gibi yapıyoruz ama bu cenaze olmuyor. işte tam burada, bedenin yokluğunda gerçek trajedi başlıyor.
Sayfa 200
Reklam
Cesaret edemem tabii bunu söylemeye. Çünkü söylenmez. Öyle. An meselesi. Bir kelimeye bakar. Ama n'apalım.
Sayfa 197
Sakin. Sakinim diyor bana. Kendimi suçlayacağım hiçbir şey yok. İki elim cebimde, astara dayalı sakinim. Ve gülümsüyorum. Sakinim sen de sakin ol. Beni eyliyor. Beni acılarımın suyuna yatırıp terbiye ediyor. İstiyor ki, ben kendi kendime şey yapayım ve sonra . . . Et daha yumuşasın. Öyle denir ya. Televizyonda bir belgeselde görmüştüm adamın bir hala canlı bir sazan balığının kafasından zehrini aldı bir de baktım kızgın yağa attı ve doğranmış havuç ve kabakların bulunduğu bir tabağın ortasına koydu baktım. Kafa hala canlıydı. Göz parlak ve berrak ve solungaçları hala canlı, kıpkırmızı ama sazanın geri kalanı kızarmış, çıtır çıtırdı. Bir adam tabağı önüne çekti. Balığın parlak ve berrak gözleri ve hala nefes alan solungaçlarının karşısında, ustalıkla derisini yüzdü. İşte sen de diğerleri gibi beni öncelikle korkularımda kızartıyorsun.
Sayfa 188
Haklıydı, Mélidésha. Adım atmak gerekirdi. Üstüne gitmek gerekirdi. Makinenin arkasında kimin nefes aldığını görmek gerekirdi. Çünkü Makinelerin arkasında insanlar var kesin. Melidesha bir kere daha haklı çıktı. Makineler vardı. Bilgisayarlar da vardı. Ama asıl insanlar vardı. Hep onlar karar verir. Sonuçta her zaman insanlardır karar veren. Demek ki herkes devlete karşı yükümlü. Noktası virgülüne kadar. Her zaman onlar karar verir. Bir an. Gülümsemesine karşılık vermeyeceğim. İnsanların % 73'ü gülümsemeye devam ediyor. nedensiz, karşılıksız, sapına kadar aptallar. İstatistik onların lafım dinlemez. Tam iki kere benim gülümsememi geri çevirdi. O zaman yapayalnız kalacak.
Sayfa 187
Mélidésha der ki Buna değer. Mélidésha der ki Kendini ezdirmenin hiçbir manası yok. Mélidésha der ki İnanmaya devam etmek gerekir. Mélidésha der ki Bu hayati. Mélidésha der ki Ne olursa olsun kendini bırakmak söz konusu olamaz; hiçbir şekilde ötekilere kendimizden ödün vermeyeceğiz. Hayır. Hiçbir şekilde önünde boyun eğmeyeceğiz. Hayır. Hiçbir bahane. Hayır. Hiçbir şekilde kendimizi ölüme terk etmeyeceğiz çünkü. Hayır. Yapmayacağız. Yapmayacağız. Yapmayacağız. Koyun olmayı reddetmek gerekir, Der Mélidésha. Dişleri sıkmak, göz kapaklarını sıkmak, kıçı sıkmak. Hiçbir şeyi bırakmamak. Kötü tohum olduğun için seni kimse affetmeyecek. iyisi mi öyle gibi yap.
Sayfa 182
Reklam