“Ah gençlik ! Yontulmamış taş devri ömrümüzün ! Çok şey bildiğini zanneden, birikimsiz bir genç kadındım. Kafama vura vura bilmediklerimi öğretti hayat.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Altı yaşında olmalıydım, Ankara'da
Kavaklıdere'den aşağı doğru iniyoruz bir
gün babamla el ele. Yol boyunca dikili
ağaçlar çiçeğe durmuş. Ben fışkıran
dallardan çiçekleri koparmak istedim.
'Koparma,' dedi. 'Neden? Çok güzeller,
eve götürür vazoya koyarız.' 'Ben güzel
diye saçlarını koparıyor muyum?' 'Hayır,
çünkü saçımı koparırsan canım acır.'
'Dalların da canı var. Onların da canı acır.'
'Ama onlar ağaç baba! 'Allah'ın yarattığı
her şeyde can var kızım. Çiçekte, dalda,
böcekte! Bunu bil ve sakın bilerek can
yakma, gereksiz yere dalları kırma,
karıncayı bile incitme.'"
“Mavi! Ilk algıladığım renk! Babamın gözlerinde! Sütliman ve dibi görülebilen berrak bir denizin akaşmüstüne doğru birkaç ton koyulaştığındaki derin mavi! Sevginin, güvenin, mutluluğun rengi, babamın gözlerindeki! Maviye düşkünlüğüm bundan mı kaynaklandı acaba? Hep mavi giymek istedim çocukken. Odama mavili perdeler astırdım; kitaplarımı, defterlerimi mavi kağıtlarla kapladım.”