Zerda Aladağ

Son zamanlarda hep durgunum. Eskiden içimde kopan fırtınalar şimdi yerini sessizliğe bıraktı. İnsanların içinde bile yalnız hissetmek nasıl mümkün bilmiyorum ama yaşıyorum. O eski halimi, neşemi, hayatın bana verdiği o hafifliği özlüyorum. Ama biliyorum ki bu durgunluğun altında derin bir sevgi yatıyor. Sevgi ki, ne kırmak ne kırılmak var içinde, sadece sessizce sevmek. Söyleyemediklerim, yarım kalan cümleler, kapatamadığım sayfalar… Hepsi yüreğime ağır geliyor bazen, bazen de sakinleştiriyor. Kalbim yoruldu en çok. Aklım hâlâ yerli yerinde, dağınık değil, ama kalbim… Kalp acıyı sessizce taşıyor, unutamıyor, kabullenemiyor. Yazmak bana nefes aldırıyor, kelimelerle konuşuyorum kendimle, sustuğum yerde sesimi buluyorum. Bu durgunluk, bu yorgunluk aslında kendime dönüşün başlangıcı. Kendimle yüzleşiyorum, olanları kabul ediyorum. Kabullendim, hislerimle uyumlu yaşamak bana güç verdi. Bu konu bana ilham oldu, içimde yeni bir ses doğurdu. Belki de… onun yaşattığı sevgiyi İlhami seviyorum. Bazen birini değil, o kişiyle yaşadığımız duyguları severiz aslında. O sevgi, kalbimize dokunan bir iz, bizi biz yapan bir parça. Bu farkındalık içimde yeni kapılar açtı, hislerimi daha derinden anlamama izin verdi. Ve şimdi, son isteğim; onunla değil, kendimdeki o ağır, yarım kalmış, içimi saran duygularla vedalaşmak, onları özgür bırakmak. Bu benim için bir kapanış ve yeniden doğuşun ilk adımı. Şehri terk etmek, sadece fiziksel bir uzaklaşma değil, ruhumda da bir özgürleşme. Belki böylece kendime yeniden döner, hafifler ve yeniden doğarım.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Devasa bir olmayışın yorgunluğu....
Anı, saygı, unutulmamak... Hepsi yaşayanlar içindi buna rağmen keşke ve ruh beden ayrılığı gerçek olsaydı diyordu keşke benim de ruhumla bedenin bir süreliğine birbirinden ayrılabilseydi onlar bedenle oynarken ben başka yerlerde olabilseydim ama sonra kendi kendine soruyordu madem ruh dediğin şey beynin fonksiyonu o zaman beynini kullanarak bir ruh seyahatine çıkamaz mısın soru işareti bedeninin dışına çıkamaz mısın? Böyle düşüne düşüne kendi hoşlandırmaya çalışıyordu; hiç inanmadı ezotererik mi hastalarda astral seyahatlerden birine çıkabilseydi keşke ...
"bütün dinler beden ve ruhun ayrı olduğuna dayanıyorsa"diye düşündü Selim, keşke tam bir dindar olsaydım da buna kattıksız inanabilseydim ruh ve beden ayrıdır beden toprakta çürür ruh göğe yükselir bu inanç milyarlarca kişi kendine bağlamıştı ölenlere üzülmeyin çünkü o cennete gitti derlerdi hele çocuklara iyi ama diye geçiriyordu içinden o çocuğun ya da sevgilinin bedenini de kıymetli değil miydi eline diken batsa bir yerini kesse üzüldüğünü o beden birdenbire nasıl önemsesizleşir? İnsan zihniyeti bunu nasıl kavrayabilir? Bir sevdiğinin mezarını ziyaret ettiğinde ikilem içinde kalmaz mıydın? Acaba o burada mı yoksa başka yerde mi? Buradaysa kötü dilerim başka yerdedir ama burada değilse ben burada ne yapıyorum? Bu çiçekler kimin için onlar için mi yoksa sadece bizim gözümüz için mi? "
Aklına dostoyevski geliyordu ; hapis yatmış, zincirler arasında yazmış bir ruh... Kafka geliyordu niçin yargılandığını bilmeden bekleyen bir gölge... Bu bekleyiş hem acı verici hem de merak uyandırıcıydı. Savcılar, polisler onları ne ile suçluyordu? " Kafka "dese anlamazlardı; hadi yabancı bir ajan sanıp daha beter işkence yaparlardı. Cehalet, bilgiyi; karanlık, aydınlığı boğuyordu bu topraklarda.