Son zamanlarda hep durgunum. Eskiden içimde kopan fırtınalar şimdi yerini sessizliğe bıraktı. İnsanların içinde bile yalnız hissetmek nasıl mümkün bilmiyorum ama yaşıyorum. O eski halimi, neşemi, hayatın bana verdiği o hafifliği özlüyorum.
Ama biliyorum ki bu durgunluğun altında derin bir sevgi yatıyor. Sevgi ki, ne kırmak ne kırılmak var içinde, sadece sessizce sevmek. Söyleyemediklerim, yarım kalan cümleler, kapatamadığım sayfalar… Hepsi yüreğime ağır geliyor bazen, bazen de sakinleştiriyor.
Kalbim yoruldu en çok. Aklım hâlâ yerli yerinde, dağınık değil, ama kalbim… Kalp acıyı sessizce taşıyor, unutamıyor, kabullenemiyor. Yazmak bana nefes aldırıyor, kelimelerle konuşuyorum kendimle, sustuğum yerde sesimi buluyorum.
Bu durgunluk, bu yorgunluk aslında kendime dönüşün başlangıcı. Kendimle yüzleşiyorum, olanları kabul ediyorum. Kabullendim, hislerimle uyumlu yaşamak bana güç verdi. Bu konu bana ilham oldu, içimde yeni bir ses doğurdu.
Belki de… onun yaşattığı sevgiyi İlhami seviyorum.
Bazen birini değil, o kişiyle yaşadığımız duyguları severiz aslında. O sevgi, kalbimize dokunan bir iz, bizi biz yapan bir parça. Bu farkındalık içimde yeni kapılar açtı, hislerimi daha derinden anlamama izin verdi.
Ve şimdi, son isteğim; onunla değil, kendimdeki o ağır, yarım kalmış, içimi saran duygularla vedalaşmak, onları özgür bırakmak. Bu benim için bir kapanış ve yeniden doğuşun ilk adımı. Şehri terk etmek, sadece fiziksel bir uzaklaşma değil, ruhumda da bir özgürleşme.
Belki böylece kendime yeniden döner, hafifler ve yeniden doğarım.