Zerda Aladağ

Bir gün, O fark edecek geç kaldığını. Bir kalp vardı, tüm saflığıyla atan… Artık sessiz. Artık dokunulmaz. Zamanında bir bakışıyla yıkılabilen o kadın, şimdi bir gülüşüyle dünyayı sarsacak kadar güçlü. Bir zamanlar sevmişti, şimdi sadece hatırlamayı seçiyor acıtmadan, özlemeden. Bir vakit onu var eden hisler, şimdi kendisini var ediyor. O an geldiğinde, biri pişmanlıkla başını eğecek, o ise gururla başını kaldıracak. Çünkü bazı kayıplar, bir kadını en güçlü haline getirir.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Eşek, Kurt ve Aslan Bir gün ormanda eşekle kurt karşılaşmış. Eşek, yüksek sesle bağırıyormuş: “Güneş gece doğar!” Kurt şaşırmış. “Ne diyorsun sen, güneş sabah doğar!” demiş. Ama eşek inat etmiş: “Hayır! Gece doğar!” Kurt bir süre dayanmış ama sonunda ellerini iki yana açıp, “Bununla tartışılmaz!” demiş. “En iyisi Aslan Kral’a gidelim, o karar versin.” İkisi birlikte Aslan’ın yanına gitmişler. Kurt, Aslan’a durumu anlatmış: “Efendim, ben diyorum ki güneş sabah doğar; bu eşek de gece doğar diyor.” Aslan bir süre düşünmüş, sonra başını sallamış: “Eşek haklı,” demiş. Kurt şaşırmış: “Nasıl olur efendim?!” Aslan gülümsemiş: “Ben kimin haklı olduğunu değil, kiminle tartıştığını görüyorum. Akıllı biri, eşekle tartışmaz.” Kurt susmuş, ama içinden çok kızmış: “Bir daha asla cahille tartışmayacağım,” demiş kendi kendine.
Eşekle tartışmayıp kurt olup yolumuza devam ediyoruz.
“Adı Geçmeyen Bir Özlem” Bazen bir isim söylemeden de biri gelir aklına. Bir bakış, bir anı, bir sessizlik yeter olur. Benim de öyle… Gözlerimi kapatınca yüzünü değil, hissettirdiklerini görüyorum. Sanki kalbimin bir köşesinde hiç solmayan bir yer var — dokunulmamış, ama hep orada bekleyen bir his gibi. Ne yaşandı, ne yaşanmadı bilmiyorum. Ama biliyorum, bazı insanlar hiç başlamadan bile iz bırakır. Sen öylesin. Bir bakışın, bir sessizliğin bile yankı oldu içimde. Ve ben hâlâ, adını anmadan seni anıyorum…
“Hiç yaşanmadı ki…” Hiç başlamadı aslında… Ne bir hikâyemiz oldu, ne bir vedamız. Ama bilmiyorum, seninle hiçbir şey yaşamadan bile içimde bir şeyler yaşandı. Belki de bu yüzden unutmuyorum. Seni sevmek gibi değildi bu; daha çok, seni düşündükçe içimin ısınması gibiydi. Bir bakışın, bir kelimen bile yetiyordu kalbimi karıştırmaya. Sanki bir ihtimal olsaydı, her şey çok güzel olabilirdi. Ama olmadı. Ne sen geldin, ne ben anlatabildim. Yine de içimde, hiç başlamayan bir hikâyenin eksik satırları kaldı. Ve ben o satırlara her defasında seni yazdım, çünkü kalbim “hiç yaşanmadı” dese de, hislerim “ama ben hissettim” diyor. Belki de en saf duygular, hiç yaşanamayanlardır. Kırılmadığın, yıpranmadığın, sadece özlediğin… Sen benim için öyle kaldın: Yaşanmamış ama içimde iz bırakmış bir ihtimal gibi. Ve şimdi... Artık seni üzülerek değil, gülümseyerek hatırlıyorum. Kalbimde hâlâ bir yerin var ama o yer artık acıtmıyor. Çünkü ben anladım; bazı insanlar yaşanmak için değil, insana bir şey öğretmek için geliyor. Sen de bana hissetmenin ne kadar güçlü bir şey olduğunu öğrettin.