“Hiç yaşanmadı ki…”
Hiç başlamadı aslında…
Ne bir hikâyemiz oldu, ne bir vedamız.
Ama bilmiyorum, seninle hiçbir şey yaşamadan bile içimde bir şeyler yaşandı.
Belki de bu yüzden unutmuyorum.
Seni sevmek gibi değildi bu;
daha çok, seni düşündükçe içimin ısınması gibiydi.
Bir bakışın, bir kelimen bile yetiyordu kalbimi karıştırmaya.
Sanki bir ihtimal olsaydı, her şey çok güzel olabilirdi.
Ama olmadı.
Ne sen geldin, ne ben anlatabildim.
Yine de içimde, hiç başlamayan bir hikâyenin eksik satırları kaldı.
Ve ben o satırlara her defasında seni yazdım,
çünkü kalbim “hiç yaşanmadı” dese de, hislerim “ama ben hissettim” diyor.
Belki de en saf duygular, hiç yaşanamayanlardır.
Kırılmadığın, yıpranmadığın, sadece özlediğin…
Sen benim için öyle kaldın:
Yaşanmamış ama içimde iz bırakmış bir ihtimal gibi.
Ve şimdi...
Artık seni üzülerek değil, gülümseyerek hatırlıyorum.
Kalbimde hâlâ bir yerin var ama o yer artık acıtmıyor.
Çünkü ben anladım; bazı insanlar yaşanmak için değil,
insana bir şey öğretmek için geliyor.
Sen de bana hissetmenin ne kadar güçlü bir şey olduğunu öğrettin.