Zerda Aladağ

Son 40 yıldır rahatsızlığı daha hafif olan hastalarla sürdürdüğüm psikoterapi uygulamalarında ise tanı sürecinin çoğunlukla gereksiz olduğunu gördüm bu doğrultuda biz psikoterapistlerin sigorta şirketlerinin kesin tanı talebini karşılamak için kıvranmamızın hem terapistlere hem de hastalara zarar verdiğini düşünüyorum tanı kategorilerini nihayetinde uydurulmuş keyfi kavramlardır komitelerdeki oylamalar sonucunda belirlenirler ve 10 yılda ciddi bir revizyondan geçirirler
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"yeterince yaşayamadığını hissettiğinde ölümü düşünmek daha çok ızdıraplı olur "
Bir Tesadüf Mü, Yoksa Kaderin Sessiz Dokunuşu Mu? Yıllar sonra, hayatın akışı içinde, en beklemediğin yerde duruyorsun. Belki bir parkta, hafif esen rüzgarın yapraklarla dans ettiği bir akşamüstü. Ya da küçük, sakin bir kafede, kahvenin sıcaklığını hissederken. Gözlerin aniden karşılaşıyor, bir anda zaman duruyor gibi… Ne garip, ne tesadüf, ne de rastlantı… Bu an, yılların tüm kırgınlıklarını, özlemlerini, sorularını bir anda sessizliğe gömüyor. İlk karşılaştığın o an, kalbin hızla atıyor, nefesin daralıyor, ellerin istemsizce titriyor. Yılların özlemi ve belki de pişmanlığı bir arada akıyor gözlerinde. Ama aynı zamanda bir umut, eski güzel anıların sıcaklığı, içini ısıtıyor. Konuşmadan, bakışların her şeyi anlatıyor. İçindeki ağırlık hafifliyor, kalbinde yeni bir umut filizleniyor. O an, geçmiş değil; yeni bir başlangıç… Ve orada, o anlamlı yerde, hayat yeniden bir şarkı mırıldanıyor.
Gece Bana Döndüğüm Yer Gecenin bir vakti, herkes uyurken ben yine kendi içime dönüyorum. Yaşanmamış bir hikayenin ağırlığı var içimde. Ne başlangıcı belli, ne sonu. Sadece göğsümde bir sızı gibi duran, varlığıyla yokluğu birbirine karışmış bir hikaye. Bazen soruyorum kendime: Ben asıl neye üzülüyorum? Yazılmamış satırlara mı? Yarım bırakılmış duygulara mı? Yoksa en çok, içimdeki kızın başını okşamadığım için mi? Çünkü biliyorum… Ben o kıza iyi davranmadım. Susmamam gereken yerde sustum. Sarılmam gereken yerde geri çekildim. Kendi kalbimi kendi ellerimle yalnız bıraktım. Ve işte o yüzden sızlıyor içim. Birine değil. Hayata değil. Kader diye bir kelimeye hiç değil. Kendime. Eskiden sayfalarca yazardım “ona.” Duygularımı onun gölgesinde anlamaya çalışırdım. Sanki kalbim başka bir elde tamamlanacaktı.
"Gidişin çok sessizdi ama en çok ben duydum "