Orada hâlâ, sınırlarını aşmaya çabalayan, bir lokma ekmek için teknelerin etrafında dönüp dolaşmaktan öte, uçmanın gerçek anlamını bulmaya çalışan bir martı var mıydı, merak ediyordu. Belki de sürünün yüzüne gerçekleri haykırdığı için dışlanmış bir martı bile vardı.
"İlginç. Mükemmelliği küçümseyen martılar yavaştır, hiçbir yere gidemezler. Mükemmele ulaşmak için uçanlar ise hızlıdırlar ve her yere gidebilirler. Unutma Jonathan, cennet bir zaman dilimi ya da bir mekân parçası değildir, çünkü zaman ve mekân kavramları anlamsızdır. Cennet..."
"En iyi hıza ulaştığın an, cennete de ulaşmış olacaksın Jonathan. Ve bu saatte bin mil, bir milyon mil hızla ya da ışık hızıyla uçmak anlamına gelmiyor. Çünkü rakamlar sınırları belirler; iyinin, mükemmelin sınırları yoktur. Mükemmel hıza ulaşmak oğlum, orada olmak demektir."
...fakat ona asıl ağır gelen şey başarısızlığıydı. Keşke bu ağırlık onu yavaşça dibe çekmeye yetseydi ve her şey bir anda sona eriverseydi.
Dibe doğru yavaş yavaş batarken içinde derinlerden gelen, yabancı bir ses işitti: Hiçbir çıkış yolu yok.