• Dithyrambos, eski Yunan'da tanrılar için söylenen ilahilere verilen isimdir.

    Eserin ismi neden Dionysos Dithyrambosları (İlahileri)? Nietzsche'nin Dionysos ile ne alakası var? Yazarın eserlerini, Özellikle Tragedyanın doğuşu adlı eserini okuyanlar bilecektir ki Nietzsche Batı felsefesinin ve medeniyetinin Antik Yunan filozoflarını ve düşünce tarzını kopyalayarak ilerleyişini, dini yorumlarda bile baz alınanın Antik Yunan felsefesi olmasını uzun uzun eleştirmiş, hatta bu meseleyi kişiselleştirirerek nefrete kadar ilerletmiş ve bu eleştirilerini antik Yunan’a aşık bir medeniyet olan Almanlara anlatmak için de Dionysos ve Apollon’u metaforlaştırıp yüzleştirmiştir.

    Dionysos, genel kültürde şarap tanrısı olarak bilinir fakat Nietzsche için Dionysos’un en dikkat çekici özelliği ıstırap çekmeye mahkum edilmiş olmasıdır. Üzümün şaraba dönüşme sürecinde yakıcı güneşte pişerek olgunlaşması ve akabinde insanlar tarafından ezilip parçalanılarak şıra haline getirilmesi gibi, Dionysos da Hera tarafından lanetlenerek her hasat döneminde paramparça edilir ve her sonbahar döneminde yeniden dirilerek sonsuza kadar acı çekmeye devam eder. Dionysos kendisine inananlara lezzet ve keyif bahşetse de, aynı zamanda vurucu bir delilik de verebilirdi. Zavallı Orpheus’u paramparça eden Dionysos müridi Maenadlar gibi delirebilir ya da neşe ve zevk içinde de yaşayabilirdi müridleri… Bir nevi şarap mecazı vardır burada. Az içen kişi rahatlar, gevşer ve gülerken; çok içen kişi kendisini kaybedip saldırgan bir tavır bürünebilir, kendisine bile zarar verebilir…

    Nietzsche felsefesinde Dionysos’un karşısında yer alan Apollon ise ışığın tanrısıdır. Doğrudan sapmaz, yalana kulak asmaz, kaos düşmanı, düzen dostu, güçlü, kuvvetli bir tanrıdır. Anlayacağınız üzere, Dionysos ile pek bir ortak yanı yoktur.

    Tahmin edebileceğiniz gibi, Dionysos duygularına zincir vurulmamış, kendisine sınırlar çizilmemiş, nispeten özgür iradeli ve aylak bir ruhu temsil ederken, Apollon daima kontrollü ve sınırların içinde yaşayan, düzene uymayan her şeyi düşman belleyen bir ruhu temsil eder.

    Nietzsche neredeyse her ihtimalde Dionysos’u savunur ve insanoğlunun evriminde bir sonraki aşamaya geçişinin düzendeki istikrarının korunmasında değil, Dionysos’un iniş ve çıkışlarında yattığını söyler. Sanırım Dionysos ve Apollon muhabbeti bu kadarlık yeter. Bu husus hakkında daha derin bilgi sahibi olmak isteyenler, yazarın ‘Tragedyanın Doğuşu’ kitabını okuyabilirler.

    Dionysos Dithyrambosları aslında baştan sona bir şiir metni gibi, felsefe-anlatımdan ziyade edebi estetik kaygılarıyla yazılmış gibi görünse de, eserin amacının hiç öyle olmadığını ilk 3 şiiri okuduktan sonra anlamanız işten bile değil. Nietzsche felsefesinin son ifadelerine şiir ile devam ediyor ve o saatten sonra Dionysos Dithyrambosları gibi bir eseri neden bunca muhteşem eser verdikten sonra yazdığını kendinize açıklamanız çok zor olmuyor. Başından beri felsefenin olabildiğince az kelime söyleyerek, basite indirgemeden ve uzun uzun anlatmadan yapılması gereken bir şey olduğunu, kelimeler çoğaldıkça anlatımın bozulduğunu, anlaşılanın da 'büküldüğünü' söyleyen, amaç-maksat-mana arayışının sanatın özünde yatan rastgeleliği öldürdüğünü düşünen bir adamın düşüncelerini sağlıklı olarak ifade edebildiği son yıllarında tuğla gibi kalın kitaplarla uzun cümleler yazmaktan ziyade bu şiirleri yazmayı seçmesi çok manidar değilse nedir?

    Benim yorumum odur ki: Nietzsche yazdığı binlerce satır, onlarca kitap, yüzlerce makaleden ve anlattığı onca hikayeden sonra bu yazılarının ve düşüncelerinin bir nevi indeksini barındıran kısa bir eser vererek, adeta şifreleyerek yeniden yorumlanmasını istercesine bir şey yapmak istemiş Dionysos Dithyrambosları ile.

    Bu sitede de yetmiş bin defa alıntılanan ve iletilerde paylaşılan "En ağır yükü arıyordun; sonunda buldun; kendini. Şimdi de kurtulamıyorsun kendinden..." dizeleri bile, yazarın daha önceki yazıları ile birlikte düşünüldüğünde, üzerine makaleler yazılabilecek kadar derin. İnsanın nihai arayışının merkezinde yer alan kendi kendini gerçekleştirmenin önünde duran en büyük engelin yine kendisi oluşundan yola çıkıp arkamızdan sessizce bize fısıldadığını anlattığı şeytanın tasvirine, en ağır yükü üstlenenin aslında kendisini taşıdığını bilmesi gerektiğini anlattığı Ecco Homo'ya, oradan Zerdüşt'e "Got is Tott" dedirttiği için ateist-nihilist ilan edilmesine sebep veren satırlarının arasında yatanları görenlerin bile, onu hiç anlamamışçasına kendisine ‘paganist’ demesini sağlayan Dionysos - Apollon savaşına, bu savaşın tabiatında yatan benlik ve üstinsan arayışına... Uzun lafın kısası, Nietzsche okuyan için aslında her yere gidebilecek üç cümle…

    Sanırım Nietzsche’yi bu kadar büyük ve önemli yapan da buydu.

    Oruç Auroba’nın çevirisi gerçekten çok iyi.

    Kronolojik olarak sonda yer alan, akıl sağlığını yitirmeden önce yazdığı son satırlardır bunlar. Dolayısıyla yazarın en son okunması gereken eseri de budur.
  • ''Cehennem’in asıl işkence gören ruhlarıdır onlar.”

    “Tecavüzcüler, çocuk istismarcıları, bir başkasının hayatını
    zevk için alanların... dilleri koparılır, etleri kırbaçlanır ve sessiz çığlıkları sonsuza dek sürer.”
    Donna Hosie
    Sayfa 106 - Novella Dinamik Yayınları
  • Çavdar Tarlasında Çocuklar; ergenlik dönemini zor bir şekilde atlatan Holden'ın 4.okulundan da atıldıktan sonra başıboş yaşadığı 3-4 günü kendi dilinden anlatıyor. Kitabı oldukça büyük eleştiriden sonra okumaya başladım o nedenle çok büyük beklentim yoktu ancak çok beğendim.

    Öncelikle belirtmem gerekir ki kitap gerçekten bir ergen bakış açısı ile yazılmış. Holden karakterinin gerçek olmadığına, yazar tarafından uyarlandığına inanmak çok zor. Çünkü bir başkasının dünyasını bu kadar anlamak ve doğru tespit etmek her yazarın başarabileceği bir şey değil. O nedenle de yazar benden tam puan aldı.

    Karaktere gelince; 4 kere okuldan atılan bu yüzden sürekli okul ve ortam değiştirmek zorunda kalan Holden'ı çok sevdim. Dayatılmış zorunlu eğitim sisteminden zevk almayan bunu da gayet açık belli eden aslında çok başarılı görünen öğrencilerden çok daha akıllı olduğunu düşündüğüm bir karakter. Bence en güzel yanı da oldukça vicdanlı oluşu özellikle kızlarla ilgili düşünceleri, ölen kardeşi Allie ve kız kardeşi Phoebe ile ilgili olan diyaloglar çok hoşuma gitti. Kitabın genel diyologları ve konuşma üsupları da oldukça iyi, tam bir ergen dili ve çok da başarılı.

    Derslerinde başarılı olamayan bu yüzden de tembel gözü ile toplumdan soyutlanan çocukları anlamak için bence ideal bir kitap. Ben Holden ile tanıştığım için çok memnum oldum. Onun sayesinde okulda başarılı olmanın dünyada mutlu olmak ve iyi işler yapmak için tek çare olmadığını, dayatılmış eğitim sisteminin bir gencin hayallerini, belkide farkedilmemiş yeteneklerini nasıl yok edebileceğini bir kere daha görmüş oldum. Kitap bunu mu anlatmak istemiş bilemiyorum ama ben bunu anlamak istedim :) O nedenle de iyi ki okudum. Herkese de tavsiye ediyorum ...

    Ayrıca kitabı okuduktan sonra kitap ile ilgili öğrendiğim değişik bilgileri de aşağıda paylaştım;

    - Teoman, "Gönülçelen" şarkısını yazarken bu kitaptan esinlenmiş ve kendisi bu kitabı çok severmiş. (Kitap Türkiye'de ilk olarak Gönülçelen adı ile yayınlanmış.)

    - Jerome David Salinger'in tek romanı olma niteliğini taşımaktaymış.

    - Kitap ahlak dışı ve açık saçık bulunduğundan Amerika'nın bazı eyaletlerinde yasaklı bir kitap olmakla birlikte, Amerika'da lise düzeyinde en çok okutulan kitap olma özelliğini de taşımaktaymış.

    - Kennedy'nin katilinin üzerinden çıkan kitapmış.

    - "Komplo teorisi" filminde Mel Gibson'ın saplantılı olarak sürekli satın aldığı ama hiç okumadığı kitapmış.
  • O zaman düşündü ki insanlar yalnız kendi mutluluklarını iyice duymak için, başkalarının felaketini arar ve bencilliklerinin böyle bazı çeşitlerine erdem adı vererek mesela aldatılan bir kocayı uyarmayı "ahlak" sayarlar. Halbuki bunun aslı, başkasının felaketinden duyulan vahşi zevk, kendisini ondan mutlu görmek için hazırlanmış garip bir delildir.
    Refik Halid Karay
    Sayfa 116 - Komşu Namusu
  • Düzgün bir insanın bahsetmekten büyük zevk aldığı konu nedir bilir misiniz ?
    Kendisi...
  • Sen ki müziksin, müzik dinlerken hüznün niye?
    Tatlılar kavga etmez; sevinç, sevinçle coşar.
    Sana zevk vermeyene katlanırsın ne diye?
    Can sıkanı bağrına basmakta ne anlam var?
    Birbirine eş olan hoş seslerin uyumu
    Yine de kulağına sıkıntı mı veriyor?
    Bil ki ahengin sana tatlı bir sitemi bu:
    "Parçaları dinleyip tümü unuttun," diyor.
    Dinle, iyi bir koca gibi, tek bir tel nasıl
    Yaratırsa eşiyle birlikte hoş bir ezgi,
    Baba, çocuk ve mutlu ana, yapıyor fasıl:
    Kulakları okşuyor tek bir sesin ahengi.
    O sözsüz şarkı tek bir ağızdan sana
    "Değerin olmaz," diyor, "yaşarsan tek başına."
    William Shakespeare
    Sayfa 8 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları