İnsanlık, tabiat tarafından iki hükümdarın hakimiyeti altına sokulmuştur: Acı ve zevk. Bizim ne yapacağımızı ancak onlar göstermektedir.
- Jeremy Bentham
Her hünerin kemâlisin her güzelin cemâlisin
Hüsn ile ân seninledir vasf edemem gönül seni
Şevk u taleb ki sendedir zevk u tarab ki sendedir
Aşk ile cân seninledir vasf edemem gönül seni..
Çünkü her zaman önemli biri olmak istedim. Ancak hayatın geldiği noktada ne ben istediğimi buldum ne de hayat önüme güller serpti. Yani anlayacağınız hayat dediğiniz bu acımasız perde beni bir oraya bir buraya sürüklerken, yaptığı her bir değişimden zevk alırcasına ruhumu elimden aldı. Hepimiz onun elinde bir oyuncak olduğumuzu farkında olmadan ruhumuzu onun eline teslim ettik. Ben hayattan şikayetçiyim... Ancak şikayetimi ulaştırabileceğim bir merci ne yazık ki kapalı durumda. Veya umursamaz tavrıyla insanları eliyor. Bilemiyorum ama şu bir gerçek ki ben hayatın bu vurdumduymaz tavrının nereye varacağını çözemedim. Bu çözülmemişlik içerisinde yalpalıyorken ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ki, o da; hayatın elinde sadece bir malzemeden ibaretiz. Bu sadece benim için geçerli değil, çoğunluk bundan şikayetçi. Zaten seçmediğimiz daha ne yaşamamız gerekiyor. Yılların verdiği bunalmışlıkla, daha bu genç yaşımda, istifa ediyorum deyip çıkmak geliyor içimdem. İstifa ettiğim, seçmediğim bu düzenin ta kendisidir. Azınlık mutlu mesut yaşıyorken bunca acıyı neden biz sırtlanıyoruz?.. Bu düzensizliğin amacı beni ilgilendirmiyor, hayır. Ben sadece bu düzensizliği yaşamak istemeyenlerdenim. Mümkün olsaydı, hayatı geride bırakır giderdim. Çünkü bunca yalnızlık, üzüntü ve keder hâli ruhumu çürüttü. Halbuki her şeye rağmen neşem vardı benim. Ama söndü. Çünkü hayat, bu yorucu serüvende her şeye rağmen olan neşemi de bana çok görüp elimden almak için her şeyi yaptı. Artık mutsuzum, artık konuşmak bile gelmiyor içimden. Olduğum kişiyi tanımıyorum, kim bu ben?.. Bilmiyorum.
Sürekli para kazandigin yeri eleştirmek , yaşadığın her yoğunlukta durup bir şeyleri suçlamak insanın kendine en büyük ihaneti. Çoğu yer hân ve biz yolcuyuz. Bazen bir yerde bazen bir insanda. Rızkın , sevginin nereden ne şekilde geleceğini bilmek mümkün değil. Ama insanın her yerde oğrenecegi farklı bilgelikler var. Bakın aptal iyiyle oynamak onu kullanmak gibi gelir. Ama bilge iyiyle oynamak şeytana bile zevk verir ve düğmesini ilikletir.
Bugün yayıncılık adı altında yapılan şey, kelimenin tam anlamıyla bu topraklara ve gerçek edebiyata ihanettir. Ergenlik çağındaki çocukların henüz tam oturmamış algı dünyalarını, hormonal hezeyanlarını ve sığ fantezilerini hedef alarak basılan o "Wattpad" bozması kitaplar, yüzyıllardır insanlığın biriktirdiği edebi mirasa açıkça yapılmış birer hakarettir. Kitapçılarda en ön rafları süsleyen, rengarenk kapakların arkasına gizlenmiş bu içi boş sayfalar, genç nesillerin zihnini uyuşturmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Sektörün devleri, üç beş kuruş daha fazla kazanmak uğruna çocukların gözlerini boyamaktan, onları niteliksizliğe mahkum etmekten zerre utanmıyor, aksine bundan sapkın bir zevk alıyorlar. Karaktersizliğin, kurgu mantığı çökmüşlüğün, dil bilgisi kurallarından bihaber olmanın ve en acısı da şiddeti, toksik ilişkileri, istismarı romantize eden bu metinleri "kitap" adı altında piyasaya sürmek ticari bir kurnazlık değil, toplumsal bir suçtur. Okuma alışkanlığı kazandırmak yalanının arkasına sığınarak bu paçavraları savunanlar bilsinler ki, bu içerikleri tüketen çocuklar edebi zevk geliştirmiyor; aksine, gerçek sanata karşı tamamen körleşiyorlar. Sırf tıklanma sayıları yüksek diye bu çöplüğü kutsallaştıran, gençlerin ceplerindeki harçlığa göz dikip onlara kuşe kağıda basılmış zihinsel atıklar satan yayınevleri ve editörler bu vebalin en büyük ortağıdır. Çocukların gözlerini boyadığınız o sahte dünyalar, geleceğin düşünemeyen, sorgulayamayan ve estetikten yoksun nesillerini yaratıyor. Edebiyatı bu kadar ucuzlatmaya, gençliği bu kadar sığlaştırmaya hakkınız yok.
Bu eser, yalnızca bir tefekkür metninin tercümesi yahut şerhi değildir. O, hakikatin okyanusunda süzülen damlaların, bir şairin gönül fırtınasında billurlaşarak yeniden hayat buluşudur.
Cemil Şanlı
Kalbin ve hissiyatın, akıl ve fikriyatın ikisine birden hitap edecek tarzda şeair-i İslamiye okyanusunda derin bir şuur-ı imaniyle yüzmüş, hikmeti kafiyeye feda etmemiştir.
Prof. Dr. Niyazi Beki
Her cümlesi insan içinde fırtınalar koparan Risale-i Nur'u manzum hale getirmek hem ilim hem irfan hem edebi zevk hem de cesaret ister. Eğer bir gayeye koşmanın şevkiyle hareket ediyor, gayenizi bahr-i muhit, kendinizi bir balık hissediyorsanız bu işi ancak becerirsiniz.
Prof. Dr. Musa Kazım Yılmaz
Eminim ki, herhangi bir risaleyi okumamış bir kimse onun şiirlerinden birine görmüşse, mutlaka bu pınarın kaynağını merak edip arayacaktır.
Nurettin Taşkesen