"Bir şey isteyebilir miyim?" diye sordu eliyle yanağını kaşıyarak. Bakışlarını kaçırıyordu ve o kaçırdığı bakışlarla benden kaç nefes alıyordu acaba?
Kafamı aşağı yukarı salladım. "Hı-hım."
"Burada, böylece," dedi kısacık bir müddet etrafı izlerken. Sonra yeniden yüzümü buldu. "Dans eder misin benimle?"
Gözlerim doldu ve ağzım aralandı. Dudaklarımın arasından çıkan şey ise şu oldu : "Ama ben dans etmeyi bilmiyorum ki..."
"Bende bilmiyorum."
"Ne olacak şimdi?"
"Öğrenmek için uygun bir zaman değil," dedi gülerek. "Ama denemek için vakit çok güzel, değil mi?"
"(...) Sen sıradan, basit bir insan değilsin. Biz de arkadaş değiliz..."
"Arkadaş değil miyiz?"
Kaşları yukarı doğru havalandı. "Arkadaş mıyız?"
"Bilmiyorum," dedim bakışlarımı kaçırarark. Ses tonum içime gömüldü. "Ama arkadaşlar birbirini..."
"Öpmez," deyiverdi.
"Hayır tabii ki," deyip sıkıntılı bir nefes aldı. "Ama dur," dedi hemen ardından yanındaki kabanını alıp üzerimi örtmeye başlarken. Afalladım. "Annem söylemişti küçükken," dedi kabanı üzerime sıkı sıkı örtmeye devam ederken. "Uyuyanın üzerine kar yağarmış. Üşüme."