Sunflowerss

Sadık rüya
Rüyanın ikinci kısmı sadık rüyalardır. Bu kısımda nefis ilkelerle bağlanti kurduğunda bir manayı müşahede eder. Nefsin müşahede ettiği manayı mütehayyile bir süretle eşleştirmek suretiyle tasvir eder. Eğer mütehayyile bu kısımda manaya uygun bir sûret oluşturamazsa nefis rüyayı hatırlamaz. Fakat mütehayyile burada manaya uygun bir sûret oluşturduğu zaman bu tarz bir rüyanın tabiri mümkün olur. Nefsin müşahede ettiği anlamlar tümeldir. Dolayısıyla bu tümel anlamların kapsamına dâhil olan birçok tikel süret söz konusu olabilir. Mütehayyilenin oluşturduğu tikel sûret söz konusu tümel anlamın sûretlerinden birine tekabül ederse rüya gerçekleşmiş olur. İşte bu tarz rüyalar tabire de ihtiyaç duymayan sadık rüyalardır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Ey Ibrahim! Rüyanı doğruladın."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Rüya çeşitlerine gelince Kirmânî'ye göre üç çeşit rüya bulunmaktadır. Birincisi beynin kötü mizacından kaynaklanır. Bu tarz rüyalarda mütehayyile, ortak duyuya nefsin görmediği sûretleri getirir. Bunlar tıpkı delilerin ağzında dolanan bilmeceli sözler gibidir. Herhangi bir manaya karşılık gel- mediklerinden dolayı bu tarz rüyaların tabiri mümkün değildir.' Çünkü tabir ancak bir manaya karşılık gelen sûretlerde söz konusu olabilir.
Misal âlemi ruhlar âlemi ile cisimler âlemi arasındaki berzah olup onun aracılığıyla ruhlar âleminin etkisi cisimler âlemine ulaşır. Onlar (sûfiler) misâl äleminin iki yönü bulunduğunu söylemişlerdir. İlk yön, ruhlar âlemine dönüktür ve rüyaların süretlerinin tabirlerle olan ilişkisi gibi ruhlarla ilişkisi bulunan misâli sûretleri kapsar. Ikinci yön ise duyu âlemine dönüktür ve duyu âleminin tüm süretlerini kapsar. Bu yön, sanki duyu âleminin karşısında duran bir ayna gibidir ve duyu âleminin tüm süretleri bu ayna- ya yansımıştır. Seyr-i sülük, riyazet ve cezbe yoluyla bu âlemle arasındaki perdeyi kaldırılan kimse duyu âlemini misal âleminde seyreder. Böylece gaybi bilgilere vakıf olur. Uzak diyarlardan ve halklarından tamamı doğru haberler verir.
İbn Haldun, insan ruhunun emir âleminden olması nedeniyle aslında onun tüm emir âlemini idrak ettiğini söyler. Çünkü orada idrak, idrak edenden farklı değildir. Bu, aynı zamanda akleden ile akledilenin özdeşliği anlamina da gelir. Ancak beden gaybi idraklerin önünde bir engeldir. Ruh, uyku anında bedenden koptuğu zaman bu gaybi idraklere ulaşsa da uy- kudan uyanıp tekrar bedene döndüğünde onları ancak duyusal nesnelerin formları ile hatırlar. Bu da şüphesiz hayal gücünde saklı olan sûretler ile gerçekleşir."
Ibn Sina'ya göre gayb âleminden nefse taşan etkinin gücüne göre insanın rüyası bu dünyadaki gerçeklikle örtüşür. Eğer bu etki güçlü olur ve nefis tarafından kontrol edilirse tabire muhtaç olmayan rüya veya açık bir vahiy meydana gelir; eğer bu etki kaybolur ve bunun yerine mütehayyilenin kopya ettiği süretler ortaya çıkarsa tabire muhtaç rüyalar veya tevile muhtaç vahiy gerçekleşir.