Olmadığınız bir şeyi olmayı hedeflersiniz, başarısızlığa mahkûmsunuz. Kendiniz olmayı hedefleyen. Kendiniz gibi bakmayı, davranmayı ve düşünmeyi hedefleyin. Kendinize en sadık versiyonunuz olmayı hedefleyin. Kendiniz olma haline kucak açın.
”Benim burada ne işim var?” diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yaprakların arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim?
“Belki zihnin yorgun düşmüştür, kendini var olmayan ve var olmadığını bizzat bildiğin, dertlere kaptırmışsındır, bu dertler bütün enerjini tüketiyordur.”
“Gitmek mi zordur kalmak mı?” diye soracak olsam kendime, giden de oldum kalan da… Hangisinde daha çok canım yandı bilmiyorum. Başıma gelenler doğrultusunda şunu kendime düstur edindim: Birinin hayatının neresinde olduğumu bilmediğim zaman hiçbir yerinde olmamayı tercih ederim. Çünkü belirsizlik, değersizliktir…
Kendini tanı, değerini bil! Değersizlik hissinin oluşturduğu o denizde boğulma! Sende sözleriyle, davranışlarıyla derin yaralar açan insanların, o yaralara merhem olmasını da bekleme…