Ehl-i hal dünyanın kuruluşundan beri ilâhî aşkın verdiği neşe ve cezbeden mütevellit sonsuz bir neşe içinde olmuşlardır. Ehl-i akıl ise hadiselerin peşinden koşmaktan, "Şunu şöyle yapsaydım, bunu böyle yapayım," demekten perişan haldedirler. Bunun içindir ki Şeyh Galip:
"Aşıkta keder neyler gam halk-ı cihanındır
Koyma kadehi elden söz pir-i muğanındır" demiştir.
Hayatın gerçek anlamı ve değeri, ölümün kaçınılmaz bir gerçeklik olarak kabul edilmediği bir dünyada tam olarak anlaşılamaz. Modern toplum, ölüm ve hayatta kalma konusundaki bu yaklaşımıyla, insanların manevi ve varoluşsal boşluklar yaşamasına neden oluyor. Yaşamın yalnızca hayatta kalma ve ekonomik kazançlar üzerinden tanımlanması, derin bir anlam eksikliğine ve varoluşsal tatminsizliğe yol açar. Bu nedenle, insanların hayatlarını anlamlı kılmak için ölümün doğal bir parçası olduğunu kabul etmeleri ve yaşamın manevi boyutlarını yeniden keşfetmeleri gerekir.