Mümin bir kul, Allah'a karşı ümitvar olmalı ve aynı zamanda O'ndan korkmalıdır. Aksi hâlde başına gelen belaların Allah'ın gazabının bir işareti olmadığından nasıl emin olacak?
İmam Gazâlî kendi zamanında, o devrin insanlarını farz-ı kifâye olan fıkıh tahsilinde yoğunlaşıp mesela tıp ilmi gibi, başka bir kifâî vâcip konusundaki boşluğu doldurmaktan geri durmaları dolayısıyla kınamıştır. Hatta o dönemde tıp, dünya için zorunlu ve dînî-hukûkî hükümlerle ilişkili olduğu halde, bir memlekette elli fakîh bulunurken sadece bir gayrimüslim doktor bulunabiliyordu.
Bazı dindarlar görüyoruz. Bunlar gece namazı kılmakta sonra, ücretle çalıştıkları işlerine bitkin ve yorgun bir şekilde gitmekte ve vazifelerini gerektiği gibi yerine getirmemektedirler. Şayet bunlar, "Allah ihsanı (bir şeyi en iyi şekilde yapmayı) her şeyin üzerine yazmıştır" hadisi gereğince, bir işi en iyi şekilde (ihsan anlayışıyla) yapmanın farz olduğunu, o işte yapılması gerekeni yapmamanın emânete hiyanet olduğunu ve ayın sonunda aldıkları ücretin haram yolla mal yemek olduğunu bilselerdi elbette gece namazını azaltırlardı. Çünkü nihayetinde bu namaz, Allah ve Resûlünün zorunlu kılmadığı ve nâfileden öte geçmeyen bir ibadettir.
..genel olarak bazı dindarların, özel olarak da davetçilerin, özden çok şekle ve kalp amellerinden daha çok, elbiseyi kısaltma, bıyığı kırpma, sakalı uzatma, kadın örtüsünün şekli, minberin basamaklarının sayısı, namazda kıyam esnasında el ya da ayakların vaziyeti gibi bazı zahirî amellere yoğunlaşmalarına hayret ederiz. Bu ameller, öz ve ruhtan çok, şekil ve görünüşle ilgilidir. Bunların durumu ne olursa olsun, dinde öncelikli bir yer tutamazlar.