Onlar düzenin yalnıza gezegenlerin ve yıldızların benzersiz bir düzenlilik içinde, saptanmış belli yerlerinde göründüğü göklerde bulunduğuna inanıyorlardı. Söz konusu uyuma büyük saygı duyuyorlardı ve matematikçileri bunu derinlemesine incelemişlerdi. Ancak gökyüzünün mükemmeliği, yalnızca yeryüzündeki yaşamın düzensizliğini aydınlatmaya yarıyordu. Dahası gökkubbenin öngörülebilen yüksekliklerinde yaşayan kararsız ve budala tanrıların davranışlarıyla kesin bir zıtlık içindeydi.
Hakikate benzerlik hakikatle aynı şey değildir. Eski Yunanlılara göre, hakikat yalnızca mantıkla ve doğruluğu tartışılmaz olgularla kanıtlanabilen bir şeydi. Kanıt konusundaki bu ısrarları, hakikati ampirik deneylerin tam karşısına yerleştirir. Örneğin, Simmias, Phaedo’da “Ruhun uyum içinde olduğu önermesi hiç de kanıtlanmış değildir, yalnızca olasılığa dayanmaktadır” diyerek Sokrat’ın dikkatini çekiyordu. Aristo filozoflardan, “…makul bir şekilde konuşmakla birlikte… hakikati konuşmazlar” diye yakınıyordu. Bir başka yerde de Sokrat, “ Geometride olasılıklardan söz eden bir matematikçi beş para etmez” diyerek Aristo’nun görüşünü ondan önce dile getiriyordu. İzleyen bin yıl boyunca oyunlar hakkında düşünmekle oyun oynamak farklı faaliyetler olarak kalacaktı.
“Risk” sözcüğü eski İtalyanca’da “cüret etmek” anlamında kullanılan risicare fiilinden gelir. Bu anlamda risk, kaderden çok bir seçimdir. Riskin hikayesi tamamen, tercih yapma özgürlüğümüz ölçüsünde göze aldığımız eylemlerin öyküsüdür. Ve bu öykü, insan olmanın anlamını tanımlamamızı sağlar.