“Biliyor musun canım, on sekizinci yüzyılda, eğer Tanrı yoksa onu uydurmak gerekir, s’il n’existait pas Dieu il foudrait l’inventer, diyen yaşlı bir günahkâr vardı.”
“İnsan yaşamak ister, ben de mantığa aykırı bile olsa yaşıyorum. Varsın eşyanın düzenine inanmayayım, ama ilkbaharda çıkan küçük yapışkan yaprakçıklar, mavi gökyüzü benim için değerlidir.”
“Bilir misiniz, suskun çocuklar gururludur, gözyaşlarını uzun süre içlerinde tutarlar, ama kederleri büyükse birden öyle bir koyuverirler ki, gözyaşları artık dökülmekle kalmaz, oluk oluk akmaya başlar, efendim.”
“Onu olduğu gibi, sizi aşağılayan biri olarak seviyorsunuz. Düzelmiş olsa onu hemen terk ederdiniz ve bütün sevginizi yitirirdiniz. Ama gösterdiğiniz sadakat kahramanlığını daima seyretmek ve onun sadakatsizliğine sitem etmek için Dmitriy size gereklidir. Bütün bunlar da sizin gururunuzdan kaynaklanıyor. Pek çok aşağılama ve hakaret, ama hepsi de gururdan...”