Tırnaklayabilen, pençeleri olan, bir dağın doruğunda oturan, iz bırakmayan; ama Eric’le Sam’a yetişebilecek hızdan yoksun bir canavar... Simon, canavarı düşündükçe, gözünün önüne bir insan geliyordu: Hem yiğit, hem de hasta bir insan.
Baş, “Canavarın avlanıp öldürülebilecek bir şey olduğunu sanmak da nereden aklınıza geldi!” dedi.
Ormanda ve Simon’un belli belirsiz görebildiği başka yerlerde, bir kahkahanın gülünç taklidi çınladı bir iki saniye.
“Sen biliyordun, değil mi? Sizlerin bir parçası olduğumu biliyordun? Sizlere öyle yakın, öyle yakın, öyle yakınım ki! Her şeyin bozuk gitmesinin nedeniyim ben. Bunu biliyorsun, değil mi?”