O zaman yitik ve gençtim; şimdi yitik ve yaşlıyım. Orda otururdum ve nesillerin bilgisi vardı o kütüphanede, ama benim için çöp kadar değeri yoktu, dünyadaki hiçbir canlı sesi bir şey söylememişti. O kitapların arasında otururken içimden, insanları böyle katledeceklerine tornavida ve pense kullansınlar, gözlerine asit döksünler, diye geçirdim; bacaklarını koparsınlar; kaplanlarla birlikte bir kafese koysunlar. Bu katliamdan ancak bir milyonda iki kişi falan sağ kurtulabiliyordu. Kim yapıyordu bunu ve neden?
Ayrıca, zengin de olabilirdin ve bu da bir şey ifade etmeyebilirdi. Gülün isterseniz. Bana göndereceğiniz bütün paraları kabul ederim, fakat esasen hiçbir şeyim olmadığını yine de bileceğim. Zenginler üstün bir ırksa bana müsaade. Ölü elmaları dişleyen domuzların ölü kafataslarını gördüm ve daha az çirkindiler; kıyaslanınca hiç çirkin değillerdi hatta. Orda, kütüphane masasında oturmak, aç, ensemde güneşle. Her şeyi hissediyordum; boktan savaşı, sıkıntıyı, ölümü, sineklerin vızıltısını...
Din bir dolaptı, ben bir İnanç varsa şayet, o İnanç'ın konfeksiyon yardımlara, konfeksiyon tanrılara ihtiyaç duymadan benim içimde bulunması gerektiğini düşünüyordum... Kadınlar da her şeyin bir parçası gibiydiler; kendilerine bir değer biçiyorlar ve bedelini talep ediyorlardı, fakat aklıselimden ve sahip olduğum ruhtan yola çıkarak ederlerinin çok fazlasını istedikleri sonucuna varmıştım. Ve babamı, bana bu hüzün verici topraklarda piç muamelesi yapan o gaddar canavarı izleyerek, bir insanın bütün hayatı boyunca çalışıp yoksul kalabileceğini öğrendim; bütün geliri ihtiyaç duyduğu şeyleri satın almaya gidiyordu. Otomobil, yatak, radyo, yemek, giysi gibi şeyler, ki kadınlar gibi ederlerinden çok daha yüksek fiyatlara satılıyorlar ve yoksul kalmasına neden oluyorlardı. Tabutu bile tüketimin nihai hiddeti gibiydi; cehennemin kurtları için onca cilalı güzelim tahta.
Dâhi olup olmamaktan çok, hiçbir şeyin bir parçası olmak istemeyişim kaygılandırıyordu beni. Yurttaşlarımın hayvani dürtüleri ve enerjileri hayrete düşürüyordu beni; bir insanın bütün gün lastik değiştirmesi ya da dondurma kamyonu sürmesi ya da Meclis'e girmeye çalışması ya da bir insanın bağırsaklarını ameliyat ya da cinayet için deşmesi, benim anlayabileceğim bir şey değildi. Hâlâ değil. Bu yaşam sisteminden çaldığım her gün bir zaferdi benim için. Şarap içtim, parklarda uyudum ve açlık çektim. İntihar en büyük silahımdı. İntihar düşüncesi biraz huzur veriyordu bana; kafesin tamamen kapalı olmaması bana kafesin içinde kalmaya devam etmek için biraz cesaret veriyordu.