Peyami Safa’nın zihinsel ve ruhsal derinliğinin zirvesi sayılan Yalnızız, sadece bir Doğu-Batı sentezi romanı değil, insanın madde ile mana arasındaki o amansız sıkışmışlığının epik bir röntgenidir. Safa, Meral’in moderniteyle gelen kimlik bunalımını, Necati’nin materyalist sığlığını ve Samim’in tüm bu kokuşmuşluğa karşı bir sığınak olarak inşa ettiği ütopik dünyası Simeranya’yı ustalıkla iç içe geçirerek, okuru "modern insanın trajedisi" ile yüzleştirir. Romanda sadece karakterler değil, her bir oda, her bir eşya ve her bir iç monolog, ruhun bedene karşı verdiği savaşı temsil eder; yazar, psikanalitik tahlilleriyle insanın en gizli odalarına girerken, asıl yalnızlığın fiziksel bir tek başınalık değil, özünden kopmuş ve ruhunu kaybetmiş bir toplumda nefes alma çabası olduğunu kanıtlar. Simeranya üzerinden yalanın olmadığı, ahlakın ve estetiğin hüküm sürdüğü bir düzen hayali kuran Safa, aslında bize "yalnızlığımızın" reçetesini sunar: Kendinden kaçan insanın varacağı her liman, kendi içindeki o karanlık labirentin çıkmaz sokağıdır.