Hayatımın karanlık başlayan kısımlarında kendimi inşa etmek için çok çaba harcamış, sonra “o” kişiyi bulunca da kendimi onun kollarına bıraktığım için hayatla mücadele idmansız kalmıştım. Şimdi bir kez daha ayağa kalkma, dik durma vaktiydi.
Ayrılığımızın kırkı çıkmıştı. Ona çok kırgındım ve onu deli gibi seviyordum. Yoğun duygular genellikle çift yönlü çalışırmış: Sana âşığım ama senden nefret ediyorum. Senin için canımı feda ederim ama benden değerli değilsin. Sensiz nefes alamıyorum ama uzak dur benden. Güçlüyüm; hayır sana ihtiyacım var. Yokluğun, varlığından daha az acı veriyor; hayır kalbim ağrıyor, kalbim ağrıyor, kalbim…
“İnsanların yaslandığı duvarlar aniden yıkılabilir. Ah vah etmek ya da yeni bir duvar aramak değildir mesele.”
“Nedir?”
“Kendini dimdik bir duvar olarak örebilmektir.”
Aykut bana bir doğum günümde yeni yaşımla ilgili dileklerde bulunurken “Yeni yaşında kendine daha şefkatli olmanı diliyorum” demişti. Öğüdünü tutmalıydım. Beni en iyi o tanıyordu, şefkatle yaralarımı saran oydu.