İnsan memleketini ilk terk edişinde artık hiç bilmediği bir yere ait olmaya başlıyor ve zihnen dönemiyor bir daha yuvaya. Aklı hep o başka, o neresi olduğu belli olmayan ama nerede olunsa özlenen meçhul yerde kalıyor. Yetmiyordu hiçbir şey, kısa geliyordu, az kalıyordu.
Söylenemiyordu öyle . Çocukluktaki, ilkgençlikteki gibi olmuyordu hiçbir şey. İsteyen istediğiyle oynayamıyordu. İmzalanmış sözleşmeler, şifahi anlaşmalar, ailelerin, çevrelerin dahil olduğu akitler belirliyordu oyunların düzenini. Tamam hadi, ben orayı bıraktım, artık bu takımda oynuyorum deyip öbürüne geçiverilmiyordu. Dengeler nazik, sınırlar keskin, kavgalar sahiciydi.