Kalbinin kapıları sonuna dek açıldı o anda ve denize aktı coşkusu. Gözlerini kapattı, ruhunun sessizliğinde dualar etti.
Fakat tepeden indiğinde keder çöktü üzerine, şöyle dedi kendi kendine:
Nasıl gidebilirim iç rahatlığıyla ve acı çekmeden? Hayır, ruhuma tek bir yara dahi almadan terk etmeliyim bu şehri.
"Hmm," diye incecik bir ses geldi kulağına. "Güç. Çok güç. Bakıyorum, bayağı gözüpek. Kafa da fena değil. Yetenek de var, evet, öyle - kendini kanıtlama tutkusu... bak bu ilginç... Seni nereye yollasam acaba?"
Harry taburenin kenarına sımsıkı yapışıp, "Slytherin olmasın, Slytherin olmasın," diye düşündü.
İnce ses, "Slytherin olmasın, ha?" dedi. "Emin misin? Biliyor musun, büyük usta olabilirsin sen, hepsi kafanın içinde, Slytherin de büyük ustalık yolunda çok şey kazandırabilir sana - hayır mı? Eh, öyle istiyorsun madem - GRYFFINDOR!"
Harry'le Seamus'ın bilek hareketleri hızlı ve keskindi, ama uçurmak istedikleri kuştüyü sıranın üstünde duruyor, bir türlü havalanmıyordu. Seamus'ın sabrı taştı sonunda, asasıyla uçurmaya kalkışırken kuştüyünü ateşe verdi - Harry onu şapkasıyla söndürmek zorunda kaldı. Yan sıradaki Ron'un da şansı pek yaver gitmiyordu.
Uzun kollarını yeldeğirmeni gibi sallayarak, "Wingardium Leviosa!" diye bağırıyordu.
Harry, Hermione'nin atıldığını duydu. "Wing-gar-dium Levi-o-sa diyeceksin, 'gar'ı uzatacaksın."
"O kadar iyi biliyorsan sen söyle," diye homurdandı Ron.
Hermione cüppesinin kollarını sıyırdı, asasını sallayarak, "Wingardium Leviosa!" dedi.
Tüyleri sıradan havalandı, başlarının bir metre kadar üstünde uçuştu.