"Eğer konuşabilseydin," dedim ve bu cümlem hepsinin kulağına acımasız geldi, anladım. "İlk kuracağın cümle ne olurdu?"
Işık, yutkundu. "Lâl diyor ki," dedi tek nefeste. "Anne, ölmeyi değil yaşamayı seçtim, bu yüzden beni affedebilecek misin?"
Denizler mi taşacaktı? Dağlar mı yıkılacaktı? Gökyüzü aşağıya mı inecekti? Kıyamet mi kopacaktı? O kıyametten hepimiz sağ çıkarmışız gibi geliyordu; Yankı Sarca'ya duyduğum güven duygusunun derecesi tam olarak buydu.
"İntiharı, gideceği başka bir yolu olmadığını düşünenler tercih eder Nadir. Ama dinle, her zaman başka bir yol vardır." Gülümsedi. "O yolları göremeyeceğin kadar karanlıkta mısın? Bir sokak lambasıyla o yolu aydınlatırsın. Görünürde hiç mi yol yok? O yolu kendin çizersin."
"Ne olacak senin bu durmadan titreyen sesin?" diye sordu bana. "Durmadan titeyen ellerin ve dizlerin?" Elleri kollarımı tuttu, şimşekler gitgide şiddetini arttırdı ama yüzündeki ifadesizlik bir an bile silinmedi. "Helin," dedi kısık bir sesle. "Ne yapacağım ben seninle?"
Biz altı yetişkin. Yaşlarımız yirminin üzerinde.
Biz altı çocuk. Yaşlarımız onun altında.
Biz her ikisiydik. Onlar benim ilk oyun arkadaşımdı, ilk çocukluk hayallerimin mimarları ve ilk gerçek eğlencelerim. Sokak Nöbetçileri benim her parçam olmaya başlamıştı, minnettarlığımın ölçüsü artık olamazdı.