Zaten onların hayatları, tek ve büyük bir yalan üzerine, yani ırk söz konusu olduğunda kendilerinin dini bir cemiyeti temsil ettikleri yalanına dayanıyordu. Büyük düşünürlerden Schopenhaur, büyük bir gerçeği ortaya koyan küçük bir cümleyle onları ebediyen teşhis etmiştir: "Yahudiler yalanın büyük üstatlarıdır." Bu gerçekleri kabul etmeyen veya bunlara inanmak istemeyen, gerçeğin galip gelmesine asla yardımcı olmayacaktır.
Fakat hem benim hem de bütün nasyonal sosyalistlerin gözünde sadece bir mezhep vardır, o da millet ve vatandır.
Bizim kavgamızın konusu ırkımızın hayatını ve gelişmesini sağlamaktır. Görevimiz milletimizin çocuklarını beslemek, kanın temizliğini, vatanın bağımsızlığını korumaktır. Bu da milletimizin kâinatın yaratıcı tarafından verilen kutsal görevi yerine getirmek için gerekli kıvama ulaşmasını sağlamaktır. Her düşünce, her öğretim ve her bilim bu gayenin hizmetinde olmalıdır. Her şey bu yönden incelenmeli, zaman uygunsa yerine getirilmelidir. Şayet uygun değilse, bu işe engel olan her şey ortadan kaldırılmalıdır. Böylece hiçbir kuram, ölü gibi kaskatı kesilemez. Her şey hayata hizmet etmelidir.
Devlet adamlarımız, insanın bir ekonomik menfaat uğruna mücadele ettiği andan itibaren elinden geldiği kadar ölümden kaçındığını hiçbir vakit anlamadılar ve farkına varamadılar. Çünkü ölüm, onları kazanılan zaferin sonucundan mahrum biraktı. Çocuğunun selametinden kaynaklanan endişe, en zayıf anneyi bile kahraman hâline getirebilir. Tarih boyunca görülen şudur; ırkın ve ocağın veya bunları savunan devletin bekası uğrundaki mücadelelerde, insanlar kendilerini düşman mızraklarının üstüne atmışlardır.
Demek ki şu konu ölümsüz bir gerçektir: Bir devlet, asla barışsever bir ekonomiyle kurulmamıştır. Devlet, daimi ırkın beka içgüdüsü sayesinde kurulmuştur. Bu içgüdü kendini ister kahramanlık isterse entrika alanında göstermiş olsun, ikisi de birdir. Yalnız birinci hâlde, çalışan ve medeniyet sahibi olan devletler meydana çıkmıştır. Diğer hâldeyse asalak Yahudi toplulukları meydana gelmiştir. Bir millette ekonomi bu içgüdüyü iletmeye başlar başlamaz esaret, zulüm ve baskıyı getiren sebep üne dönüşür.
Devletleri doğuran ve muhafaza eden güçlerin neler olduğu sorulursa, bu soruya verilecek cevap şudur: Ferdin toplum uğrunda yapacağı fedakârlık ve göstereceği irade. Bu iki faziletin ekonomiyle bir ilgisi ve müşterek yönü yoktur. Çünkü insan hiçbir zaman ekonomi uğrunda feda edilmez, insan bir iş için değil, bir ideal için hayatını feda eder