• Buda'nın vefatından 500 yıl sonra Buda'nın sözleri yazıya dökülür.Her Budist rahibin ezberlediği Budizm'in temel kitabıdır.Bu dönemde de halen devam eden kast sistemine karşıdır.İçki ve diğer uyuşturucu madde kullanımı tasvip edilmez.Zina etme,yalan söyleme,kibirlenme ve öfkeyi dizginle gibi güzel düşünmeyi ve güzel eylemlerde bulunmayı telkin eder.

    İnanç;doğuyu batıdan ayıran yegane kıstastır.İnanç Doğunun manevi zenginliğidir.Batının "iz" ideolojilerine karşı Doğunun yegane silahı inançtır.

    İnsanın yaşam felsefesine katkı verecek güzel bir eser.....
  • Mucahid tabiin mufessiri

    Mücahid demiştir ki, bunun mânâsı: "Yetimler hakkında adalet yapamamaktan korkuyorsanız zinadan korkunuz da size helal ve hoşunuza giden kadınlardan ikişer, üçer, dörder alınız ki harama düşmek tehlikesine maruz olmayınız."

    Bu tefsir, büyük bir hakikatı kapsamaktadır ki, yetimlerin hakları ve kadınlara adaletle davranma mânâsı içinde zinadan sakınma mânâsının önemli bir esas teşkil ettiğini ve birden fazla kadınla evlenme müsaadesinin bu hikmet ile ilgili olduğunu ve bunda fuhuş ve zina sefaletlerine (aşağılıklarına) karşı köklü bir mücadele bulunduğunu gösterir. Bu şekilde görülüyor ki, bu rivâyetlerin bazıları âyetin iniş sebebini, bazıları da iniş hikmet ve faydalarını göstermektedir.

    Buna göre her biri bir görüş açısından önem arzetmektedir. Ve bu rivâyetlerin toplamı, âyetin muhtemel olan veya içine aldığı mânâları da göstermektedir. İniş sebebini en açık olarak gösteren, Hz. Âişe rivâyetidir. Yetimlerin veliler tarafından mal veya güzelliğine tamah edilerek başkaları ile evlenmelerine engel olunup, uygun olmayan bir mehir ile kendilerine zorla nikah ve can ve mal açısından zarara uğratılmaları ve bu şekilde mal ve güzelliği az olan yetimlere hiç rağbet edilmeyerek tamamen sefilliğe düşürülmeleri âyetin inmesinin esas sebebi olmuş ve bunun için âyet, emirden önce yasağı kapsamış ve bütün kadınlara adaletle davranma gayesi de inmesinin hikmeti olmuştur. Ve işte birden fazla kadınla evlenmeyi sınırlandırma, bu hikmetlerin ve faydaların bazıları olduğu gibi, birden fazla kadınla evlenmeye müsaade etmek de kadınların sefaletine meydan vermemek ve tarlayı (çocuk verecek anaları) artırma hikmet ve faydasını kapsamıştır.
  • Türün devamlılığını ve olabildiğince büyük bir artışı hedeflemiş olan doğanın güttüğü amacın bir sonucudur bu. Bir erkek bir yıl içinde, kolaylıkla yüzden fazla çocuk sahibi olabilir öte yandan, kadın kaç erkekle birlikte olursa olsun bir yıl içinde (çoğul doğumları saymazsak) ancak bir tek çocuk dünyaya getirebilecektir. İşte bu nedenden dolayıdır ki, erkek daima başka kadınların peşinde koşarken kadın tam tersine kesin olarak tek bir erkeğe bağlı kalır zira tabiat, onu, içgüdüsel olarak ve farkında olmaksızın gelecekte doğacak çocuğu bakıp koruyacak olan erkeği elinde tutmak için çaba göstermeye zorlar. Bu yüzdendir ki, evlilikte sadakat erkek için yapay, kadın içinse doğal bir şeydir ve bu yüzden, zina, kadın açısından, doğuracağı sonuçlardan ötürü nesne olarak gayri tabii olmasından ötürü de öznel olarak, erkek açısından olduğundan daha affedilmez bir durumdur.
  • " Zina Olmuş AŞK
    İçki Olmuş Aslan Sütü
    Rüşvet Olmuş Hediye
    Gıybet Olmuş iki Lafın beli.
    AMA ŞUNU UNUTUYORLAR

    CEHENNEM AYNI CEHENNEMDİR..🔥🔥🔥
  • Daha önce incelemiş olduğum kitaplarda da ifade etmiştim. Genellikle yalnız kaldığımızda bu duygulara kapılırız diye. Evet, gerçekten de öyledir. Yalnız kaldığımız ama gerçekten kendimizi dinleyebildiğimiz ender durumlarda günahlarımızı hatırlarız. Bu tıpkı yeni ayrıldığımız sevgilimizin akşam yatağa yattığımızda aklımıza gelip de aşk acısı vermesine benzer: Halbuki gündüz arkadaşlarımızla beraberken hiçbir şey hissetmiyorduk. Olaya biraz farklı bir açıdan yaklaşıyorum; Georges Bataille’n Günah Üzerine Tartışma’sı böyle bir kitap değil. Ben daha çok kitapların bende bıraktığı hisleri yazıyorum. Açığa çıkan duygularımı kağıt üzerine aktarıyorum. Bataille ve tartışma grubu, felsefik açıdan yaklaşıyorlar olaya. Belki de biraz duygusal ama çokça akılcı yaklaşmak gerekiyordur olaya. Günah kavramından önce Tanrı kavramı üzerinde durmak gerekiyor. Eğer gerçekten bir Tanrı varsa tanımı gereği bir varlığı olmalı. Ve her şeyi yoktan var ettiğine göre her şeyin var olmasını istedi. Yani bunu tersine çevirirsek eğer ki Tanrı hiçbir şey yaratmak istemeseydi yaratmazdı. Ama yarattı ve varlıklarını sürdürmesine izin veriyor. O zaman Tanrı’nın ve var ettiklerinin doğası gereği iyi olması gerekiyor. Burada şöyle bir sorun ortaya çıkıyor: O zaman kötülük neden var? Jeffrey Burton Russell’ın Kötülüğün Tarihi serisinde bu konu çok güzel bir şekilde incelenmişti. Hatta sayfada bu serinin yorumunu da bulabilirsiniz. Biz kötülük algısıyla devam edelim. -Kötülük aslında bir günah değil midir zaten- Aquinas, yaptığımız kötülüklerin, genellikle iyiyi yanlış yöntemlerle aramamızın sonucu olduğunu söyler. Gerçekten de böyle mi? Yani zina işlerken gerçek tensel uyumu mu arıyoruz? Ya da faizle işlem yaparken aslında neye ihtiyacımız olmadığını mı kavramaya çalışıyoruz? Ben pek öyle olduğunu sanmıyorum. Zina yapıyoruz çünkü yapmak istiyoruz. Faizle alışveriş kolayımıza geliyor çünkü fazlasını istiyoruz. Çünkü insanız ve ister nefis ister özgür irade deyin, biz sınırsızlığı seviyoruz. Bunlar solipsistik yani ben felsefeci ifadeler değildir. Gözlemlerimi aktarıyorum. Hepimiz dünyada çekilen acıları interaktif kanallardan görüyoruz. İnanılmaz kötülükler. Ya da işlenen en acımasız günahlar. Peki böyle bir ortamda nasıl olur da mutlak iyi bir yaratıcının varlığına inanabiliriz ki? “Epiküros bu konuda çeşitli açıklamalar getiriyor. 1-Eğer Tanrı kötülüğü engellemek istiyor ama gücü yetmiyorsa Tanrı mutlak güçlü değildir. 2-Eğer gücü yetiyor ama engellemiyorsa o zaman Tanrı mutlak iyi değildir. 3-Hem kötülüğü engellemeye gücü yetiyor hem de engellemek istiyorsa nasıl bu kadar çok kötülük var olabilir? 4-Veya ne gücü yetiyor ne de kötülüğü engellemek istemiyorsa neden ona Tanrı diyoruz? Başka bir deyişle Tanrı’nın ve kötülüğün aynı anda var olması mümkün değildir. Fakat biz kötülüğün var olduğunu biliyoruz ve bu yüzden Tanrı yoktur.” Peki durum gerçekten de Epiküros’un dediği gibi mi? Tanrı, gerçekten de tamamen iyi bir dünya yaratamaz mıydı? Bence zaten yarattı. Nasıl mı? Adem ve Havva, yasak meyveyi yemeselerdi, bilmenin bilgisine sahip olabilirler miydi? Elbette hayır. Burada tartıştığımız konu Tanrı var mıdır yok mudur değil? Genel düşünce olarak var olduğuna inanılan bir organizasyon için konuşuyoruz. Bu yüzden dinsel her şeyin varlığını kabul ederek açıklamalara devam etmeliyiz. Görüyoruz ki her şeyden evvel kötülük var oldu. Ancak kötülükle beraber iyiliği öğrendik. İşlediğimiz suçun günah olduğunu gördük. Ve dinler buna sebep olanın Şeytan olduğunu söylüyor. Şeytan’ı bir varlık olarak değil de insan zihninin algıladığı şekliyle ele alırsak… Eğer insanlar yaşadıkları durumları gerçek olarak tanımlıyorsa bu durum sonuçları bakımından da gerçektir. Bilebileceğimiz tek gerçeklik görüngülerin gerçekliğidir. Bu yüzden Şeytan(yani kötülük-günah) da bir görüngü olduğuna göre o zaman Şeytan da gerçektir. Yani burada Şeytan’ı değil de zihnimizdeki algılanış biçimini bilebiliyoruz. Ama bu onun dehşetini hafifletmiyor. Fazla da uzatmak istemiyorum zira yazılara değil fotoğrafın kalitesine önem verilen bir platform burası. O yüzden yavaştan noktalayalım. Bilmenin bilgisine sahip oldukça günah işledik ve kötülüğü yaydık. Ancak her seferinde Tanrı’ya dönmenin bir yolunu bulduk. Bakın burada kötülük yapanın yaptığından pişman olmasından ya da umursamazca kötülüğe devam etmesinden bahsetmiyorum. Birileri kötülük yaymaya devam ettikçe birileri her zaman iyilik yayıyor. İyilik her seferinde insanlığın vazgeçmediği bir argüman oluyor. Bu kadar kötülüğe rağmen insanlar hala umutlu ve hala iyiliğin dünyaya egemen olacağına dair derin bir inanç besliyor. Galiba bu yüzden her filmin sonunda iyilik kazanıyor. Umarım gerçek dünyada da iyiliğin akıncıları kötülüğün kuvvetlerini bozguna uğratır. Herhangi bir dinin değil, insanlığın kazanması dileğiyle…
  • İsa’nın zina konusundaki tutumu da Yahudilik’ten farklıdır. Matta’ya göre İncil’in 5.Babında(5:27) “Zina etmeyeceksin”denir: “Fakat ben size derim: Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zina etmiştir.”(5:27) Burada, olayın sorumluluğu “baştan çıkarıcı” kadında değil, erkektedir; bu yaklaşım hemen her zaman suçu kadında arayan Yahudilik’ten çok farklıdır. Artık suç, erkekliğin zayıflığından yararlanarak onun aklını çelen tehlikeli kadın cinselliğinden çok, erkeğin saldırganlığına kaymıştır.
  • “Ben, flörtün zina, ırz düşmanlığı, iffetsizlik ve de namussuzluk addedildiği; taciz ve tecavüzün ise gizli tutulduğu bir kültüre mensubum. Patolojik şiddet, insan müsveddeleriyle dolu bu ülke bozuntusunda, mahremiyeti bir görünmezlik pelerini gibi kullanır.
    Murat Menteş
    Sayfa 243 - April Yayıncılık