Ölümü göze almayan, ölümü arzuyla kucaklamayan bir hayat yaşanmaya değmezdi. Ama şimdi, yaşanmaya değer bir hayatı ele geçirmişti, belki de hayat ilk kez o gece o kadar güzel ve vazgeçilmez gözüktü. Uğrunda ölünecek bir hayatı vardı şimdi.
Olayları,zihnin aydınlık zemininde berrak bir biçimde görürüz ama o olayların; duyguların, düşüncelerin, anıların sularıyla beslenerek zihnin karanlik bölümlerinde nasıl tohumlara dönüştüğünü, oralardan neler çıkacağını tahmin edemeyiz.
Kalabalıkta birbirlerini belki fark etmezlerdi, kalabalıkta belki hiçbir zaman karşılaşmazlardı bile, onları karşılaştıran, kalabalıklardan uzakta bir bahçede mahsur kalmaları, sürekli olarak aynı yerde dolaşmak zorunda olmalarıydı.