• Zişân, kurumuş güle su verilmez güzelim, gelmeyeceğini bildiğinin ardından su dökülmez. Kimse sevdasından ölmez. Boşa kürek çekilmez, boğulmaktan korktuğun gözlere bakılmaz, yokluğa mektup yazılmaz.
  • Evet sevgili üstadım, biz Allah'tan, Kur'andan, Habib-i Zîşan'dan ve Risale-i Nur'dan ve Kur'an dellâlı siz sevgili üstadımızdan ebediyen razıyız. Ve intisabımızdan hiçbir cihetle pişmanlığımız yok.
  • “Ben dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, (Elazığ ) Tımarhanesi sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakiminin dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir:
    Ben gam deryasında,fakirlik vatanında,horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH yapılmışım.
    Meyvalardan dağdağana,çalgılardan ney-kemana kapılmış.Benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizmanın (Hitlerin) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır.
    Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir)

    Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez, cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir.
    Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttr. Yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.
    Ol Resul-i zişân ve Sultanı dücihan: “Cenabı Allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; Ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; Erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını;
    : Cenneti mü’min kullar, mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir.
    : Peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin…

    Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; O in’am etti sen küfran (nankörlük) edersin; O ikram etti sen inkar edersin; O ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli divane diye bühtan edersin!..ne
    Bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir.
    Şimdi adresimi arz ediyorum: Kur’an’ı geldiği yere, yine Kur’an’ı getiren geri taşısın. Madem ki ahkamı ve ahlakı kalmadı, Kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! Taki Hz. Muhammed Mehdi (A.S) gelince yeniden okunup yaşansın.!
    Ey zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi!

    Ey cemadi, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!

    Ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi!.

    Ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!.
    Ben biçare kulun ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi…

    Ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi.
    Herkesi,her şeyimi elimden aldın,ama sana sığındım,aşkına sarıldım,yegane Sen kaldın.
    Yurdumdan yuvamdan,evimden barkımdan ayırdın,gurbete ve hasrete saldın,ama onları ararken Sana ulaştım,sevdana daldım!Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakiki tecelline mazhar kıldın
    Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!

    Hakk'tan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidretül Münteha menzili, cümle mahlûkatın en şereflisi, Rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi…

    Kainatın fahri ebedisi, Ahir zaman Nebisi ve Mehdisi, Levhi Mahfuzun (Kader projesinin) tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in Mahbubiyetini mi istedim?...
    Hanif Dinin üstadı ve nice Nebilerin atası Hz. İbrahim’in haliliyetini, Hz. Süleyman’ın saltanat ve servetini Hz. Musa’nın Celadet ve cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetini mi istedim?..
    Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, Hz. Ömerül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, Hz. Aliyyül Murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim.
    Senden mülkü hâkimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? Senden vücuduma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim!
    Çünkü Şeriatın iptal, tarikatın ihmal, hakikatın ihlal ve mü’minlerin iğfal edildiği bir zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, bu sadece benim mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti!
    : Sultanım Efendim:Senden sadece seni istedim;pahası elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir.Rabbim,elbet vardır hikmeti ki,bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin.Ben haşa itiraz değil,naz ederim ama,umarım Sen niyaz kabul edersin.
    Aile efradımı, aklı izanımı alıp beni hicrana saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hain ve hilekâr olaydım…

    Ya varlıklı kalıp ama zalim ve sahtekâr olaydım…

    Ya âlim ve saygın kalıp ama gafil ve riyakâr olaydım.

    Ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkar olaydım.
    : Ya sağlıklı sefalı kalıp ama, sapıtmış, ahlaksız ve vicdansız olaydım!..
    Derdü bela ki, sabredenlerin vesile-i miracıdır. Müminler kalbimin tacı, mücrimler rahmetin muhtacı, münkirler hikmetin icabı, Sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır. Velakin bu münafık hain ve zalimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır; şerefli insana, helali dışında bütün kadınlar kızlar ana-bacıdır.
    Ey Rabbim, Efendim!

    Malum-u aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu… Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!..
    : Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekavettir; bütün bu fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahını buldum…
    Beni yoktan var ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp kulunu bi-karar ettin, sana sonsuz şükürler olsun!...
    Şimdi son dileğim beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nurundan ayırma, ne olursun!

    Umarım bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın; çünkü zaten Zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın ŞİRK olduğunu buyurdun!

    Selam ve Dua ile....
    Son zamanlar da okuduğum en güzel metindi, emeğinizden ötürü teşekkür ederim.
    Heni derler ya; delilik, velilik öncesinde bir makamdır, işte ispatı!
  • 263 syf.
    Hazırlanın uzunca bir yolculuk var şimdi.
    Asr-ı saadete Cezîretül araba gidiyoruz.
    Bismillah diyin
    Bedir’e öyle girin
    Gökte melekler, yerde siz
    Ve bekleyin sessiz…
    Gelince
    İyi bakın onlara;
    Hem kendi zamanlarının
    Hem tüm zamanların en cesur yiğitleridir onlar
    Gökte yıldız; yerde arslandır onlar
    Yüz yirmi beş bin beden
    Ama bir tek ruh,
    Muhammedî ruhtur onlar
    Aslanlar çıkmıştır Medine’den
    Şimdi yoldadır Bedrin Arslanları
    İşte bakın şu Hz.Umeyr
    Aslan yavrusu.
    Yaşı küçük diye geri çevirecek rasulullah
    Ama öyle ağlıyor ki umeyr izin veriyor nebi
    Ey sad bin ebi vakkas!
    Sen bağla kardeşin Umeyr’in kılıcını
    Boyu kısa bağlayamıyor.



    Hz.Hamza’nın belinde iki kılıç duruyor.
    Attığı her adım bir kalbi durduruyor.
    Ey Hamza
    Gördüğün hiçbir şeyden korkmazsın bu doğru
    Ama heybetini gizli tut
    Yürüyüşün ölümü korkutuyor.

    Dinleyin Âlemlerin sultânını
    O konuşunca rüzgar bile susuyor;
    “Ey ashap! Hazır mısınız?”
    Sad bin muaz ayakta:
    “Ya Rasulallah!” diyor
    “Seni hak dinle gönderen Allah’a andolsun ki,
    Sen bize şu denizi gösterip dalarsan,
    Biz de seninle birlikte dalarız.
    Allah’ın bereketiyle yürüt bizi!”
    Tebessüm buyuruyor Habîb-i Zîşan!
    O, gülünce suya kanıyor susamışlar.
    Güller açıyor yüreklerde.
    Kederler unutuluyor.
    O gülünce, cennetler yaratılıyor.
    Gülüyor nebi ve yürüyorlar!
    Mekke’de çekilen acılar dinmiş
    Yürüyorlar!
    Sanki yıldızlar yere inmiş.
    Önlerinde Kâinatın Güneşi



    İşte Hz.Ömer ve Hz. Ali
    Biri Hattaboğlu!
    Biri Haydâr-ı Kerrar!
    Ve kolkola
    Ölümün ağzına giriyorlar!
    Bedir’de baba oğul,
    Bedir’de kardeş kardeşe…
    Mekke müşrikleri Üç yiğit istiyorlar önce
    Üç yiğit gösterin aranızdan bize.
    Melekler Alemlerin sultanına bakıyor
    Kimi işaret edecek Sultan-ı Rasul.
    Çünkü o işaret edince ay ikiye bölünüyor.
    Acaba mübarek elleri kime uzanacak;

    “Kalk ya Ubeyde! Kalk ya Hamza! Kalk ya Ali!”
    Gördünüz mü yiğitleri!
    Hamza’yı gördünüz mü?
    Nasıl da salına salına gidiyor.
    Ya Ali?
    Sanki gökten iniyor, velilerin babası!
    Ubeyde ayağından yara alıyor
    Efendisine gidiyor hemen
    “Ya Rasulallah, ben şehit miyim?” diyor
    “Evet sen şehitsin”
    Ve dua ediyor efendiler efendisi;
    Rabbi Rahimine uzatıyor ellerini

    “Allah’ım bana yaptığın va’dini yerine getir.
    Allahım bu bir avuç insanı helak edersen,
    Artık sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmaz.

    Bir fırtına kopuyor Bedir’de…
    Hz.Mikail’in komutasında bin melek Rasulullah’ın Sağında!
    Bir fırtına kopuyor Bedir’de
    Hz. İsrafil’in komutasında bin melek Rasulullah’ın solunda
    Ve bir firtina daha!
    Hz. Cebrail,
    Bin melekle Rasulullah’ın önünde
    Üç bin melek alaca atlarla.

    Ey Ebu Cehil!
    Ne oldu?
    Düğüne gider gibi çıkmıştın Mekke’den
    Bedir’e çalgılarla, güle oynaya gelmiştin.
    Sen Allah’ın Rasulünü
    Ve O’na sevda çekenleri
    Sahipsiz mi sanmıştın?
    Dönüyorlar Bedir’den.
    Esirler arasında Peygamber amcası Hz.Abbas!
    Vakit gece…
    Esirlerin elleri bağlı
    Abbasın elleri sıkıca bağlı
    Bir inilti yayılıyor geceye.
    Uyuyamıyor rahmet peygamberi…
    Ya rasulallah niçin uyumuyorsunuz?” diyor sahabiler.
    “Amcamın iniltisi uyutmuyor beni”
    ve hemen Ashâb-ı Güzin
    Çözüyor peygamber amcasının ellerini.
    Rasulullah öğrenince durumu emir veriyor:
    “Tüm esirlerin çözün ellerini!”

    Dönüyorlar Bedir’den,
    Esirler arasında Peygamber damadı var.
    Fidye karşılığı serbest kalacak.
    Allah rasulüne bir gerdenlık uzatılıyor
    Kızınız Hz.Zeynep göndermiş,
    Beyinin fidyesi olarak…
    Şefkat peygamberinin gözleri doluyor.
    Çünkü bu gerdanlık,
    Kızının düğününde Hz.Hatice’nin taktığı kendi gerdanlığıdır.
    Yaşlı gözlerle konuşuyor nebi;
    “ O’nu salıverseniz, gerdanlığı da zeynep’e gönderseniz olur mu?
    “Olur Ya rasulallah sen üzülme!
    Sen bize canlarımızdan daha azizsin!
    Buyur, canımız feda sana yeter ki sen üzülme!”

    Dönüyorlar Bedir’den
    Sevgilileri dua ediyor
    Peygamber duasıyla dönüyorlar;
    “Kuluna yardım eden, dinini üstün tutan Allah’a hamdolsun.”
    Hamdolsun Âlemlerin Rabbi’ne
    Hamdolsun Âlemlerin Sahibi’ne…

    Dursun Ali Erzincanlı
    Bedir Şiiri
    Bu da şiirin linki: https://youtu.be/nfPP5-Z55nQ

    Not: Kitabı okurken bu şiiri dinlemiştim,Nasıl bir şekilde inceleyim derken aklıma geldi. Bu şiirin sözleri daha iyi anlatıyor bu kitabı bana öyle geldi...
  • Tasavvufun sonradan zuhur etmiş bir olgu olduğunu öne sürenler büyük bir yanılgı içindedirler.
    Zira ilk sûfinin Resulü Zişan Efendimiz olduğu kabul edilmekte ve Onun hayatının tüm safhaları sûfilerce örneklik teşkil etmektedir.
  • Elazığ Tımarhanesi'nde (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) tedavi gören ve 1965 yılında vefat eden bir “deli”nin Allah'a yazdığı son dilekçesi şu şekilde:

    “Ben dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, El-Aziz Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakiminin dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir:

    Ben ğam (dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH yapılmışım

    … Meyvalardan dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır.

    Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir) Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez, cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir. Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.

    Ol Resuli zişan ve Sultanı dücihan: “Cenabı Allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; Ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; Erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını; Cenneti mü’min kullar, mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir. Peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin… Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; O in’am etti sen küfran (nankörlük) edersin; O ikram etti sen inkar edersin; O ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli divane diye bühtan edersin!..

    Bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir. Şimdi adresimi arz ediyorum: Kur’an’ı geldiği yere, yine Kur’an’ı getiren geri taşısın. Madem ki ahkamı ve ahlakı kalmadı, Kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! Taki Hz. Muhammed Mehdi (A.S) gelince yeniden okunup yaşansın.!

    Ey zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi!.. Ey cemadi, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!… Ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi!.. Ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!. Ben biçare kulun ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi… Ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi!… Herkesi ve her şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegane Sen kaldın!. Yurdumdan yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın, ama onları ararken Sana ulaştım, sevdana daldım! Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakiki tecelline mazhar kıldın.

    Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!

    Haktan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidretül Münteha menzili, cümle mahlûkatın en şereflisi, Rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… Kainatın fahri ebedisi, Ahir zaman Nebisi ve Mehdisi, Levhi Mahfuzun (Kader projesinin) tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in Mahbubiyetini mi istedim?.. Hanif Dinin üstadı ve nice Nebilerin atası Hz. İbrahim’in haliliyetini, Hz. Süleyman’ın saltanat ve servetini Hz. Musa’nın Celadet ve cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetinimi istedim?.. Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, Hz. Ömerül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, Hz. Aliyyül Murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim? Senden mülkü hâkimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? Senden vücüdüma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim! Çünkü Şeriatın iptal, tarikatın ihmal, hakikatın ihlal ve mü’minlerin iğfal edildiği bir zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, bu sadece benim mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti!

    Sultanım Efendim:

    Ben Senden sadece seni istedim; pahası elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir. Rabbim, elbet vardır hikmeti ki, bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin. Ben haşa itiraz değil, naz ederim ama, umarım Sen niyaz kabul edersin. Aile efradımı, aklı izanımı alıp beni hicrana saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hain ve hilekâr olaydım… Ya varlıklı kalıp ama zalim ve sahtekâr olaydım… Ya âlim ve saygın kalıp ama gafil ve riyakâr olaydım… Ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkar olaydım… Ya sağlıklı sefalı kalıp ama, sapıtmış, ahlaksız ve vicdansız olaydım!..

    Derdü bela ki, sabredenlerin vesile-i miracıdır. Müminler kalbimin tacı, mücrimler rahmetin muhtacı, münkirler hikmetin icabı, Sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır. Velakin bu münafık hain ve zalimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır; şerefli insana, helali dışında bütün kadınlar kızlar ana-bacıdır.

    Ey Rabbim, Efendim!

    Malum-u aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu… Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!.. Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekavettir; bütün bu fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahını buldum… Beni yoktan var ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp kulunu bi-karar ettin, sana sonsuz şükürler olsun!.. Şimdi son dileğim beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nurundan ayırma, ne olursun! Umarım bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın; çünkü zaten Zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın ŞİRK olduğunu buyurdun!”

    Şimdi söyleyin;

    53 yıl önce Allah'a bu mektubu yazan mı deli, yoksa günümüzde akıllı geçinen bizler mi?