Doğanın çırak yetiştirmek için yarattığı insanların ustaya ihtiyaçları olmamıştır. Verulam’lara, Descartes’lara, Newton’lara, insanların bu ünlü rehberlerine kimse rehberlik etmemiştir. Hangi rehber onları dehalarının götürdüğü yere götürebilirdi? Küçük hocalar, onların düşüncesini kendi dar kafalarının çemberine sokup daraltmaktan başka bir şey yapamazlardı. Onlar çalışmayı ilk rastladıkları zorluklardan öğrenmişler ve aştıkları büyük mesafeleri bu zorlukları yene yene aşmışlardır. Bilim ve sanatlarla uğraşmalarına izin verilecek kimseler, kendilerine büyük ustaların İzlerinde yürümek ve onlardan ileri gitmek kudretini bulan sayılı insanlar olmalıdır.  İnsan zekasının anıtlarının dikmek yalnız bu birkaç kişinin hakkıdır ama bu insanların dehalarıyla her şeyi aşmaları isteniyorsa, ümitlerini aşan hiçbir şeyin de bulunmaması gereklidir; onlar yalnız böyle bir teşvike muhtaçtırlar. Ruh hiç farkında olmadan uğraştığı işlerin düzeyine alçalır veya yükselir: Büyük adamları yaratan büyük fırsatlardır.
Felsefe nedir? En tanınmış filozofların kitaplarında bulduğumuz nedir? Bu hikmet aşıklarının bize verdikleri dersler nelerdir? Onları dinlerken insan kendini bir pazar yerinde avaz avaz müşteri çağıran bir sürü madrabaz arasında sanır; her biri: Bana gelin, bana gelen aldanmaz, diye bağırır durur. Kimi cisimlerin var olmadığını, her şeyin kafamızda var olduğunu iddia eder; kimi maddelerden gayrı varlık olmadığını ileri sürer ve Tanrı dünyanın kendisidir, der; birisi ispata kalkar ki dünyada iyilik kötülük yoktur, iyilik ve kötülük birer kuruntudan ibarettir; öteki der ki, insanlar birer canavardır, birbirlerini parçalayıp yemeleri suç sayılmaz. En büyük filozoflar, bu yararlı dersleri yalnız kendi dostlarınıza, kendi çocuklarınıza verseniz ne olur! Hem siz fikirlerinizin meyvesini daha çabuk elde edersiniz, hem de bizim çocuklarımız sizin mezhebinize girmek tehlikesinden kurtulmuş olurlar.
Artık bir insanın namuslu olup olmadığına değil, bir sanata kabiliyeti olup olmadığına bakılıyor. Bir kitabın yararlı olması değil, iyi yazılmış olması isteniyor. Parlak zeka insanı bütün nimetlere kavuşturuyor; erdem ise hiçbir şeref getirmiyor. Güzel söylevlere yüzlerce armağan veriliyor; güzel eylemlere ise hiçbir şey verildiği yok. Ama söyleyin; bu akademinin birincilik vereceği söylevlerin en iyisinin kazanacağı şeref, bu armağanı ortaya koymuş olmanın şerefiyle kıyaslanabilir mi?
Bilimler ve sanatlar askerlik değerleri kadar ahlak değerleri için de zararlıdır. Hayatımızın daha ilk yıllarından kafalarımıza yerleşen anlamsız bir eğitim, düşüncemizi kötü bir yöne sokuyor. Her tarafta açılmış büyük kurumlarda, bir çok masraflarla yetiştirilen gençlere, asıl ödevlerinden başka öğretilmeyen şey yoktur. Çocuklarımız kendi dillerini bilmezler ama hiç bir yerde konuşulmayan başka diller öğrenirler, anlamlarını zor anladıkları mısralar düzerler; doğruyu yanlıştan ayırt etmesini bilmezler ama onları, aldatıcı düşünce oyunlarıyla kimsenin anlamayacağı bir duruma sokmak sanatını edinirler; mertlik, hakseverlik, fedakarlık, insanlık, yiğitlik kelimelerinin ne olduğunu bilmezler; güzel yurt sözü kulaklarına hiç çalınmaz; Tanrının adını işitirler ama ondan çekinmez, sadece korkarlar.
Bir bilge der ki: “Ben öğrencimin, vaktini topla oynamakla geçirmesine razıyım; hiç olmazsa gürbüzleşir. Biliyorum, çocuğu bir şeyle uğraştırmak gereklidir ve boş oturmak çocuklar için en büyük tehlikedir. Öyleyse ne öğrensinler diyeceksiniz; bu da sorulur mu? Adam olunca ne yapacaklarsa onu öğrensinler, unutacakları şeyi değil.”