İlk incelemeyi yazmış bulunuyorum
Sorgu’muz diye başlayacak olursak dönem şartlarının toplumsal olandan önce birey üzerinde bıraktığı o acı ve affedilemeyecek ızdırabı okurken yaşayacaksınız. Siyasal alanın aslında doğumla başlayan ve yine ölümle sona eren bir alan olduğunu bazen yaşıyor, bazen görüyor, bazen okuyoruz. Üstüne bunlara isimler, unvanlar koyuyoruz.. Saygıya ve evet bizden güçlüsünüz siz hep 18 yaşındasınız! demek zorunda olduğumuz, çaresiz güçsüz olan biziz! dediğimiz, toplum sözleşmesine ithafen bizi kimse öldürmesin gücüm sizindir! (kaybetmeye başladığımız o zamanlar..) Ama artık tüm özgürlükler ve güç sizde isterseniz siz öldürebilirsiniz! yok olmaya mı çalışıyorduk? var olmaya mı? şimdiler de hatta neredeyse 100 yılı aşkın bir süredir varoluşsal sancıları, var olmanın ne olduğununun anlamının kaybettirilmeye çalışıldığı dönemi iliklerimize kadar hissediyoruz bu kitapla.. Tekrar tekrar okunması gerektiği kanaatindeyim ancak kalbinde bir parça insanlık taşıyanlar için bu kolay olmayacaktır… Ölmemek için neler yapar insan daha ne yapabilirim diye nasıl yollar arar? Yolda yürürken beyaz bir araba sizi hiçbir gerekçe göstermeden faili meçhuller arasına eklemesin diye kaldırımın duvara en yakın tarafından yürümek? yalnız sokaklarda yürümemeliyim alabilirler…? etnik işkence sonrası, cinsiyetçi işkence! üstüne tüm bu olanlara boyun eğmemek? nereye kadar dayanabilirdi insanoğlu? varlığın özü, ilkeleri değerlidir insanoğlu… bazen binlerce can bazen de yüzyıllar verilir uğruna… çok geçmeden bu etnik kıyım başka bir şekilde manşetlere düşer, eşiniz kızınız ya da tanımadığınız o genç kadın bedenleri sebepsiz ve her şeyden habersiz, bazen yakılır, bazen boğazı kesilir, bazende bir ormana, varile gömülür.. ve yine sadece beni, bizi anlayın! sadece anlamanız,