Zweig gençlik dönemi yapıtlarından Kızıl’da öğrenim için Viyana’ya giden genç bir tıp öğrencisinin büyük kentin gerçekliğine uyum sağlama ve yetişkinliğe adım atma sürecini anlatır. Kendini birdenbire ailesinden uzakta soğuk bir odada yapyalnız bulan bu *çocuksu* genç adam, zamanla girdiği bunalımın etkisiyle hayallerinden, başlangıçta büyük bir hevesle sarıldığı tıp eğitiminden vazgeçme noktasına gelmiştir. Tam da o günlerde kızıla yakalanan ve yardımına ihtiyaç duyan bir kız çocuğu onu hayata geri çağırır… 1908 yılına ait bu anlatı, Zweig’ın daha o zamanlar çoktan bir novella üstadı olup çıktığının kanıtıdır adeta. Üstelik, yazarın sonraki yapıtlarında sıklıkla karşılaştığımız bir temanın peşine henüz kariyerinin başındayken düştüğünü; gaddar bir dünyada varoluşunu sürdüremeyecek kadar kırılgan insanların acılarını baştan beri dert edindiğini ortaya koyar.
Derin düşüncelere sürükleyen bir eser...
Özetle benim için bu anlamda bir eser oldu. Yakın zamanda ve kısa süre içinde bitirdiğim bir kitap, çoğu kişi için belki de tek oturuşta okunabilir. Genel itibariyle kitap hakkında görüşlerim olumlu….
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Serenad, 2011 yılında Zülfü Livaneli tarafından yazılmıştır. Kitap bir aşk hikayesi gibi görünse de içinde birçok önemli detayı barındırıyor.
Döneminde Amerika’da “Yılın En Başarılı Romanı” ödülünü alan Serenad, konu itibariyle çok çeşitli. İlk olarak 1939-42 yılları arasında Türkiye’ye gelen bir Alman bir profesörün, tekrar İstanbul’a geldiğinde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nde çalışan bir kadın üzerinde bıraktığı etkileri görüyoruz. Profesörün zamanında Nazi zulmü hakimdi. Eşi de bir yahudi olduğundan onlar için artık kaçma zamanı gelmişti. Eşiyle beraber Türkiye’ye doğru yola çıkmışlarken eşi Nadia Naziler tarafından esir tutulur. Profesör de Türkiye’ye tek başına gelir ve Nadia’yı da Almanya’dan getirtmek için çalışmalara başlar. Türkiye’den de geçecek olan Struma adlı gemi ile yola çıkan Nadia’yı ve profesörümüzü kim bilir neler bekliyor!
Gerçek bir hikaye!
Ne yazık ki gerçek bir hikaye! İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin hedefinde Yahudiler vardı. Romanya’daki Yahudiler de bundan nasibini aldı. İçinde Yahudilerin (769 kişi) olduğu ve Romanya’dan kalkan Struma gemisi İstanbul’da Sovyetler tarafından batırıldı. Yük gemisi olmasına rağmen ve 100 kişinin bile zor sığacağı gemiye tam 769 kişi sığdırılmış. Gemi İstanbul’a varmadan arıza yapmış ve İstanbul’a demir atmış. Asıl varış noktası Filistin. Ancak hiçbir zaman Filistin’e gidemeyen bu gemiden sadece 1 kişi kurtulmuştur.
Türkiye bu olayda tarafsız kalmayı, daha doğrusu Almanya’yı karşısına almamayı tercih etti. Bu nedenle bu olayda tek bir suçlu arayamayız. Olaya tarafsız bakarsak başta Almanya olmak üzere Rusya, Türkiye, İngiltere ve Filistin de bu işin sorumluluları gibi gözüküyor.
Livaneli, içerik olarak kendini tekrarlıyor!
Gözüme çok çarpan bir iki nokta var. Olaylar hep İstanbul’da başlıyor. Leyla’nın
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020164,2bin okunma